testicoz.org

Test Çöz , Online Soru Çöz , İnteraktif Testler

testicoz.org > Açık Lise Testleri > Açık Lise Konu Anlatımları > Din Kültürü 7 Konu Anlatımları
2016-2017 müfredatına uygundur.
Din Kültürü 7 Konu Anlatımları
UNİTE 1 Dünya Hayatı ve Ahiret
UNİTE 1 – 1. KONU Hayat Amaçsız Değildir

Kur’an’da “O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.”  buyrulmaktadır. Her şey insana ve onun amaçlarına hizmet için yaratılmıştır.
Yine Kur’an’da yer alan; “Sizi boş ve anlamsız yere yarattığımızı ve bize dönmek zorunda olmadığınızı mı sanıyorsunuz?” ayeti hayatın amaçsız ve boş olmadığını vurgulamaktadır.
Dünya hayatı geçicidir ve insanlar, imtihan için yaratılmıştır. Bu konu ile ilgili Allah şöyle buyurmaktadır: ”O, hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.”
Diğer taraftan peygamberimizin dünyayı ahiretin tarlası olarak ifade etmiştir.
2.Ahirete İmanın Dünya Hayatını Anlamdırmaya Katkısı
Ahirete inanmak insan davranışlarını nasıl etkiler?
Ahirete iman, insanın sorumluluk duygusunu geliştirir. Onun kötülüklerden sakınmasını ve iyi şeyleri davranış hâline getirmesini sağlar. Din, insanın dünya ve ahiret mutluluğu için gönderilmiştir.

Ölüm bir yok oluş mudur?
İslam dinine göre yaşam, dünya hayatı ile sınırlı değildir. Dolayısıyla ölüm, bir yok oluş değil, yeni ve ebedî bir hayatın başlangıcıdır. Ahiret inancı olan insanın, hayatı, düzen ve disiplin içinde olur. Sorumluluk duygusu en üst düzeyde gelişir. Bunun sonucunda bencillik, aşırı hırs ve dünyaya aşırı bağlılık gibi dinin doğru bulmadığı davranışlar, yerini huzur ve güven duygusunun hâkim olduğu bir hayata bırakır.
3. Ölüm Bir Hayat Gerçeğidir
Her canlı doğar, büyür ve belli bir zaman sonra ölür. Ölüm hayatın bir gerçeğidir. Kur’an’da geçen; “Her canlı ölümü tadacaktır…” ayeti bu gerçeği anlatmaktadır.
İnsan ne kadar yaşayacağını, ne zaman, nerede ve nasıl öleceğini bilemez. Allah’ın her insana verdiği bir ömür vardır ve bu süre bitince insan ömrü son bulacaktır. İnsan ömrünün sonlandığı ana ecel denir. Bu konuda Allah şöyle buyurmaktadır:”Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”


Mevlâna, öldüğü günü, çok sevdiği Yüce Allah’a kavuşma günü olarak görmüş ve bu günün şeb-i arûsolarak kabul edilmesini istemiştir. Şeb-i arû; aşığın maşukuna kavuştuğu gece, vuslat gecesi, sevgiliye kavuşma anlamına gelir.

UNİTE 1 – 1. KONU Ahirete Uğurlama

Ölen bir kimsenin arkasından yapılması  gereken başlıca görevler
• Yıkanması
• Kefenlenmesi
• Cenaze namazının kılınması
• Cenazenin Defni
• Kur’an Okumak
• Dua Etmek
• Hayır Yapmak

Cenaze Namazı
Cenaze namazı farz-ı kifâye’dir. Yani bir toplumda bir kısım Müslümanların bu namazı kılmalarıyla, diğerlerinin üzerinden yükümlülük kalkar.
Cenaze namazının şartları tekbirler ve kıyâm (ayakta durmak)’dır. Bu namazda diğer namazlarda olan, rukû ve secdeler bulunmaz. Cenazenin yıkanmış olması, konulduğu yerin temiz olması ve cemaatin önünde bulunması gerekir.

Ölüm haberini hısım ve akrabaya, eşe dosta bildirmek gerekir. Bu duyuru, müezzinlerin “salâ” okuyuşları ile yapılmaktadır. Cenazeyi gereksiz yere bekletmek hoş karşılanmamıştır. Nitekim Hz. Muhammed bir hadisinde şöyle buyurmuştur:”Cenaze defninde acele ediniz. Eğer bu ölü iyi bir kişi ise, bu bir iyiliktir. Onu (bir an evvel kabirdeki) hayır ve sevabına ulaştırmış olursunuz…”

Cenaze namazı nasıl kılınır?

• Cenaze önde olacak şekilde kıbleye yönelerek saf bağlanır ve niyet edilir.
• İmam ve cemaat tekbir alarak ellerini bağlarlar.
• Tekbirden sonra imam ve cemaat içlerinden “ve celle senâüke” cümlesiyle birlikte “Sübhaneke” duasını okurlar.
• Ardından imam ellerini kaldırmadan tekbir alır.
• Cemaat da içinden tekbir alır ve içlerinden “Allahümme salli” ve “Allahümme barik” dualarını okur.
• Tekrar aynı şekilde tekbir alırlar ve bilenler cenaze duasını, bilmeyenler kunut dualarını veya dua niyetiyle “fatiha” suresini okur. Son olarak aynı şekilde tekbir alınır ve arkasından sağa ve sola selam verilerek namaz bitirilir.

Kur’an ve Mevlit Okumak

Kur’an, insanlara öğüt ve şifa ve rahmet olarak gönderilmiş ilahî bir kitaptır. Ölen kimsenin arkasından yapılabilecek en güzel şeylerden biri de Kur’an okumaktır.

Kabrin başında ölen kişilerin ardından Yasin, Mülk, Nebe, İhlâs, felak ve Nâs sureleri okunabilir. Bunların sevabı ölünün ruhuna bağışlanarak Allah’tan affı dilenir.Cenaze defnedildikten sonraki günlerde vefat eden kişinin evinde Kur’an’dan bazı bölümler okunur ve dua edilir. Bu uygulamalar, cenaze yakınlarının üzüntülerinin paylaşılmasını, ölümün hatırlanmasını, ondan ibret alınmasını, komşuluk ve akrabalık bağlarının güçlenmesini sağlar.

Ölen Mevlit okumak da toplumumuzda gelenekselleşen bir uygulamadır. Mevlit, Süleyman Çelebi tarafından yazılmıştır. Asıl adı “Vesiletü’n-necat”tır. Mevlitte, Hz. Muhammed’i öven, yücelten ve onun güzel ahlakını anlatılmaktadır.

Kültürümüzde Mevlit, evlenme töreninde, hacıların dönüşünde, sünnet merasiminde, asker uğurlamada da okunmaktadır. Ancak mevlit okumak dinî bir zorunluluk olmayıp toplumumuzda yerleşmiş güzel bir âdettir.

Dua Etmek ve Hayır yapmak

Ölen bir kimse için yapılabilecek en büyük iyiliklerden birisi onun için dua etmek ve hayır yapmaktır. peygamberimiz ölen bir mümin için yaptığı duada; “İlahî, sen bunun Rabb’isin. Onu yaratan ve Müslüman edensin. Sen onun ruhunu aldın. Onun gizli ve açık hâllerini daha iyi bilirsin… Sen onu bağışla.”  diyerek bize bu konuda yol göstermiştir.
5. Kıyamet
Sözlükte, “dikilmek, ayağa kalkmak” anlamına gelen kıyamet, dinî bir kavram olarak; içinde yaşadığımız dünyanın ve onun bünyesinde yer aldığı kâinatın parçalanıp yok olması, daha sonra insanların hesap vermek üzere toplanması demektir.

Kıyametin kopuşu, İsrafil adlı meleğin sûr borusuna üflemesiyle başlayacaktır. İsrafil sûra iki kez üfleyecek, birincisinde dünya yaşamı son bulacak. İkinci bir üfürüşte ise, bütün insanlar dirilecek, mahşer denilen büyük bir meydanda toplanacaklardır. Kur’an’daki;”Sûra üflenince, Allah’ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür.”  ayeti kıyametin nasıl kopacağı hakkında bilgi vermektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Kıyamet Olayı nasıl anlatılmaktadır?
Kur’an, kıyamet hakkında insanları uyarmakta ve o günün çok dehşetli bir gün olacağını haber vermektedir.
“Gökyüzü yarıldığı zaman, yıldızlar döküldüğü zaman, denizler birbirine katıldığı zaman, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman.” şeklinde kıyamet olayı anlatılmaktadır.

Kıyamet Ne Zaman Kopacaktır?
Allah’tan başka hiç kimse bilmemektedir. Bu konuda Kur’an; “Kıyamet saatinin bilgisi şüphesiz Allah katındadır.” buyurmakta ve kıyametin ne zaman kopacağının hiç kimse tarafından bilinemeyeceğini belirtmektedir.

UNİTE 1 – 1. KONU Yeni Bir Hayat : Ahiret

Her canlı doğar, büyür ve ölür.Yüce Allah bu gerçeği Kur’an’da, “Her canlı ölümü tadacaktır.”  şeklinde belirtmektedir.

Ahiret hayatının aşamaları
Ölen her insan ahiret gününde yeniden dirilecektir. Bu yeniden dirilişi; mahşer, hesap, mizan, cennet ve cehennem gibi aşamalar izleyecektir.
Haşir: Toplanma, bir araya gelme. Yeniden dirilme. Kıyamet gününde ölülerin diriltilip mahşere çıkartılmasıdır.
Mahşer: Yeniden diriliş ile birlikte insanların hesap vermek üzere toplanacakları yere denir.
Mizan: Sevap ve günahların tartıldığı özel adalet terazisine denir. Sevabı çok olanlar cennete, günahı çok olanlar ise cehenneme gidecektir.
Hesap: Kişinin dünyada yaptığı davranışlarından sorgulanmasıdır. Hesap sıra-sında “Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar şer işlemişse onu görür.”
Cennet ve Cehenem

UNİTE 2 Tövbe ve Bağışlama
UNİTE 1 – 1. KONU İnsan Hata Yapabilen Bir Varlıktır

Yüce Allah insana, akıl, irade gibi üstün özellikler vermiştir. Bu özellikleri sayesinde insan iyi ya da kötüyü seçme kabiliyetine sahiptir. Bu yüzden o, kendi özgür iradesiyle gerçekleştirdiği davranışlarından sorumludur.
peygamberimiz; “İnsanoğlunun her biri hata yapabilir. Ancak hata yapanların en hayırlısı tövbe edenlerdir.” buyurarak insanların hata yapabileceğini ifade etmiş, önemli olanın hatadan tövbe etmek olduğunu belirtmiştir.
peygamberimiz hata ve günahlardan kaçınmanın insana büyük sevap kazandıracağını belirtmiş ve şöyle buyurmuştur: ”…Asıl muhacir (hicret eden), hata ve günahları terk edebilendir.”

İslam dinine göre ne zamana kadar tövbe edilebilir?
Dinimize göre insan, hayatının son anına kadar hata ve günahlarından tövbe edebilir.

UNİTE 1 – 1. KONU Tövbe Hatadan Dönme Ve İyiye Yönelme Erdemidir

Tövbe; kişinin işlediği bir günah veya hatadan pişmanlık duyarak bir daha yapmamaya karar vermesidir.

Allah kullarını sever. Onların tövbe etmesinden hoşnut olur. Müslümanlara yakışan hatalardan dönme ve iyiye yönelme vesilesi olan tövbe etmektir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “Ey müminler, hepiniz Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”
Yine bir başka ayette: “Allah kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.” buyrularak tövbe teşvik edilmiştir.

peygamberimiz sık sık tövbe etmiş ve insanlara tövbe etmelerini tavsiye etmiştir. Sevgili peygamberimiz; “Allah’ım! Sen affedicisin, cömertsin, affetmeyi seversin, beni de affet.” duasını çokça tekrar etmiştir.
Allah’ın kullarının tövbe etmesinden duyduğu sevinci, peygamberimiz bir hadisinde şöyle ifade etmiştir: “Kulunun tövbesinden dolayı Allah Teala’nın sevinci, sizden biriniz ıssız çölde devesini kaybedip de tekrar bulduğunda duyduğu sevinçten daha fazladır.”

Tövbede üç şart vardır:
1. Günahı terk etmek
2. Yaptığına pişman olmak
3. Bir daha yapmamaya karar vermek
Bunların dışında bir de insanın üzerinde kul hakkı varsa o kişiden helallik istemek gerekir.

UNİTE 1 – 1. KONU Allah Bağışlayıcıdır, Bağışlayanı Sever

Yüce Allah’ın isimlerinden;
Et-Tevvab: Tövbeleri kabul eden,
Es-Settar: Hata ve günahları örten,
El-Afüvv: Çok affedici, çok bağışlayan,
El-Ğaffâr: Çok affeden, çok bağışlayan, günah ne kadar çok olursa olsun yine bağışlayan anlamına gelir.

Kur’an’daki; “…şüphesiz Allah çok affedici ve çok bağışlayıcıdır.” ayeti ve “Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selam size! Rabb’iniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tövbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok  esirgeyendir.” ayeti de Yüce Allah’ın bağışlayıcı ve affedici olduğunu açıklamakta ve insanları, günahları için bağışlanma dileyip tövbe etmeye çağırmaktadır.

Bağışlayıcı ve affedici olan Yüce Allah, insanların da bağışlayıcı ve affedici olmasını ister.

Kur’an’da; “Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.” buyrulmakta ve kötülük karşısında sabreden ve onu bağışlayan kimselerin, mert ve azimli insanların yaptığı işi yapmış olacağı belirtilmektedir.

Bağışlama, merhamet ve hoşgörü, müminlerin en önemli ahlaki özelliklerindendir. Bağışlama ve affetme Kur’an-ı Kerim’de övülmüştür. Bir ayette; “…Kim, affeder, haksızlık edenle arasını düzeltirse onun da mükâfatı Allah’a aittir…” buyrulmuş ve bu duruma dikkat çekilmiştir.

UNİTE 1 – 1. KONU İyilikler Kötülükleri Giderir

İyilik nedir?
Dinimize göre iyilik, Kur’an ve sünnete uygun olan her türlü söz, fiil ve davranıştır. İyilik yapıldığında sevap kazanılır. Kötülük ise, Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına uygun olmayan, sahibinin günaha girmesine sebep olan söz, fiil ve davranıştır.

İnsan, bir kötülük işlediğinde hemen ondan pişman olmalı, tövbe etmeli ve peşinden iyiliğe yönelmelidir. Bu konuda Kur’an’da; “Ancak tövbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah, işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir. Kim tövbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.” buyrularak insanların işlemiş oldukları kötülüklerden dolayı pişman olmaları ve arkasından da tövbe ederek iyiliğe yönelmeleri emredilmektedir.
Bu konuda peygamberimiz de; “Nerede olursan ol, Allah’tan kork ve işlediğin kötülüğün hemen arkasından onu yok edecek bir iyilik yap.” buyurarak yapılan iyiliklerin kötülükleri gidereceğine bu nedenle işlenen kötülüklerin ardından en kısa zamanda iyilik yapılması gerektiğine vurgu yapmıştır.

UNİTE 3 Hz. Muhammed’i Anlama

1. Hadis ve Sünnet

Hadis: sözlükte, “söz, haber, yeni şey” anlamalarına gelmektedir. Terim olarak ise, Hz. Muhammed’in değişik olaylar ve sorular karşısında insanları aydınlatmak, Kur’an’ın bazı ayetlerini daha açık bir dille ifade etmek amacıyla söylediği sözlere denir.

Sünnet: sözlükte, “yol, gidiş, âdet” gibi anlamlara gelir. Terim olarak, Hz. Muhammed’in takip ettiği yola, hayatında prensip hâline getirdiği fiil ve davranışlarına sünnet denir.

Sünneti üç alt başlıkta inceleyebiliriz

Sözlü Sünnet : Hz. peygamberin söylemiş olduğu sözlerdir. Sözlü sünnet, özel olarak “hadis” kavramı ile de ifade edilir.

Fiili Sünnet : peygamberimizin ortaya koyduğu uygulamalardır. O, bir hadisinde; “Namazı benden gördüğünüz gibi kılın.” demiştir.

Takriri Sünnet : Hz. Muhammed’in şahit olduğu olaya veya kendisinearz edilen bir meseleye karşı çıkmaması, onu tasdik etmesidir. Onun huzurunda söylenen bir sözü peygamberimiz reddetmemiş ise sünnet olarak kabul edilmiştir.
Örneğin, su bulamadığı hâlde teyemmüm alarak namaz kılan bir kimse namazdan sonra su bulduğu hâlde namazını yeniden kılmamış, peygamberimiz de buna ses çıkarmayarak tasvip etmiştir.

Not: Sünnet, dinî bilgi elde etme bakımından Kur’an’dan sonra ikinci kaynak konumundadır.

UNİTE 1 – 1. KONU Hz. Muhammed’in Davranışlarının Yerel ve Evrensel Boyutu

Hz. Muhammed, tüm insanlığa örnek olarak gönderilmiş son peygamberdir. Yüce Allah Kur’an’ı Kerim’de; “Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” buyrularak onun, tüm insanlar için en güzel örnek olduğu açıklanmıştır.
peygamberimizin ilk muhatabı kendi kavmi olmakla birlikte getirdiği mesajlar tüm insanlığa yöneliktir, yani evrenseldir. Çünkü o, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bu konuda Kur’an’daki;“(Resulüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” ayeti ve “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” ayeti bu durumu açıklamaktadır.

peygamberimizin davranışlarının yerel ve evrensel boyutunu bir örnekle açıklayalım: İslam dininin günlük yaşamda temizliğe büyük önem verdiği bilinen bir gerçektir. Bu konuda peygamberimiz;”Eğer ümmetime zahmet vermeyecek olsaydım, her abdest alırken misvak kullanmalarını emrederdim.”  buyurmuş ve Müslümanların misvak kullanarak dişlerini temizlemelerini tavsiye etmiştir. Misvak, o coğrafyada yetişen “arak” ağacının dalı veya kökünden elde edilen, lifleri olan ve diş temizlemede kullanılan bir tür fırçadır.

UNİTE 1 – 1. KONU Başlıca Hadis Kaynakları

Sahih-i Buhari:
Bu eser, Buhari olarak tanınan Muhammed bin İsmail el-Buhari tarafından derlenmiştir. Hadis tarihi içinde bir dönüm noktası kabul edilen Sahih-i Buhari, güvenilir hadislerin toplanmasıyla oluşturulan bir kitaptır. Buhari eserine al- dığı hadisleri konularına göre tanzim ve tertip etmiştir. Onun gösterdiği dikkat ve ti- tizliğin güzel bir neticesi olarak eseri, Kur’an’dan sonra en sağlam kitap olarak İslâm âlimlerinin beğenisine mazhar olmuştur.

Sahih-i Müslim:
Bu eser, Müslim bin Haccâc el-Kuşeyrî tarafından hazırlanmış- tır. Müslim, İran’ın Nişabur şehrinde 826 yılında doğmuş ve 883 yılında aynı şehirde vefat etmiştir. Müslim ömrünün sonlarına doğru Buhari ile de tanışmış ve onun il- mini takdir etmiştir. Müslim, bu eserine üç binin üzerinde hadis almıştır. Bu hadis kitabı Buhari’den sonra ikinci hadis kitabı olarak kabul edilmiştir. Müslim, bu eserine, yalnızca âlimlerin güvenilirliği konusunda görüş birliğine vardığı hadisleri aldığını ifade etmiştir.

Sünen-i Tirmizi:
Bu eser, Tirmizi olarak tanınan Ebu İsa Muhammed bin İsa ta- rafından derlenmiştir. Tirmizi, 824 senesinde Özbekistan’ın Tirmiz şehrinde doğmuş ve 892 yılında aynı şehirde vefat etmiştir. Tirmizi’nin meşhur eserinin adı Sünen’dir. Tirmizi eserini fıkıh konularına göre tertip etmiştir. Bu eserinde dört bine yakın hadis bulunmaktadır.

Sünen-i Ebu Davud:
Bu eser, Ebu Davud adı ile tanınan, Muhammed bin Süley- man es-Sicistânî tarafından hazırlanmıştır. Ebu Davud, 834 yılında Sicistan’da doğ- muş ve 897 yılında Basra’da vefat etmiştir. Ebu Davud birçok eser vermiştir. Bunların en meşhuru fıkıh konularına ait derlemiş olduğu Sünen-i Ebu Davud adlı hadis kita- bıdır. Bu eserine seçerek yaklaşık beş bin hadis almıştır. Onun eseri hadis kaynakları içinde oldukça önemli bir yere sahip olan Sünen türünün ilki kabul edilmektedir.

Sünen-i Nesâi:
Bu eser, Ebu Abdurrahman Ahmet bin şuayb tarafından ha- zırlanmıştır. Nesâi, İran’ın Horasan şehrinin Nesâ kasabasında 830 yılında doğmuş ve 915 yılında Mekke’de vefat etmiştir. Nesâi, “Büyük Sünen” adını verdiği ve daha ziyade fıkhî hadislerden derlediği bu eserinden en sahih hadisleri seçerek “Sünen” (el-Müctebâ) adlı eserini oluşturmuştur.

Sünen-i İbni Mace:
Bu eser, İbni Mace olarak tanınan Muhammed bin Yezid el- Kazvinî tarafından derlenmiştir. İbni Mace, 824 yılında İran’ın Kazvin şehrinde doğ- muş ve 886 yılında vefat etmiştir. Tefsir, hadis ve tarih alanlarında çeşitli eserleri bu- lunan İbni Mâce’nin en meşhur eseri, Kütübü sittenin altıncı kitabı sayılan Sünen’dir. Dört bine kadar hadis içeren Sünen; tertibi, tekrardan uzak ve kısa oluşu bakımın- dan oldukça değerlidir.

UNİTE 4 İslam Düşüncesinde Tasavvufi Yorumlar
UNİTE 1 – 1. KONU Tasavvufi Düşüncenin Oluşumu

Tasavvuf nedir
İslam’ın temel ilkelerine dayanarak nefsi arındırma, ahlakı güzelleştirme ve bu şekilde dini yaşayarak Allah’a ulaşma yoludur. Tasavvuf, insanın ahlaki yönden gelişmesini ve olgunlaşmasını amaç edinir.

Tasavvufi düşünce nasıl ortaya çıkmıştır?
Hz. Muhammed’in sade bir hayat yaşaması, maddi şeylere değer vermemesi ve malını Allah yolunda harcaması gibi davranışları, tasavvufi düşüncenin temellerini oluşturur.

Not: Tasavvufi düşünce, toplumda sosyal ve siyasal olayların yol açtığı dinî ve ahlaki değerlerdeki yozlaşmanın önüne geçmek ve yeniden dinin özüne uygun yaşanmasını sağlamak amacıyla ortaya çıkmıştır.

UNİTE 1 – 1. KONU Tasavvufi Düşüncede Allah-Varlık İlişkisi

İnsanoğlu var olduğu günden beri, varlık ve Allah ilişkisine ilgi duymuştur. Bütün dinler, felsefi sistemler genellikle bu ilişkiyi çözmeye ve anlatmaya çalışmıştır.
Tasavvufi düşüncede varlık konusu önemli bir yer tutar. İslam’ın tevhit inancı, tasavvufi düşüncede, “Allah-varlık” anlayışını doğurmuş ve bu anlayışın hayatın her safhasında hissedilmesini sağlamıştır. Tasavvufi düşüncede “Allah-varlık” ilişkisi, “Allah; Yaradan, varlık; yaratılan” şeklinde açıklanmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de Allah-varlık “Yaradan-yaratılan” konusuna vurgu yapılmıştır.
Bu ilişkide;
a. Allah, tüm varlığın yaratıcısı ve sahibidir.
b. Allah, tüm varlıkları bir düzen ve ölçü içinde yaratmıştır.
c. Tüm varlıklar, Allah’ın varlığına, birliğine ve gücüne birer delildir.

UNİTE 1 – 1. KONU Tasavvufi Düşüncenin Ahlaki Boyutu

Ahlak sözlükte, huy seciye, tabiat, mizaç, karakter anlamlarına gelmektedir. Terim olarak ise, insanın iyi veya kötü olarak nitelendirilmesine sebep olan huylarına, söz ve davranışlarına ahlak denir.
İslam ahlakının temel esasları Kur’an-ı Kerim’e ve peygamberimizin örnek davranışlarına dayanır. Bir anlamda Kur’an, ahlakın evrensel kaynağıdır. peygamber Efendimiz de bunun en güzel örneğini temsil etmektedir.

Tasavvufi düşüncede önemli olan bazı ahlaki ilkeler
• Sabırlı ol.
• Sözünde dur.
• Öfkene hâkim ol.
• Kanaat sahibi ol.
• Kalbini temiz tut.
• Temizliğe dikkat et.
• Asla adaletten ayrılma.
• Başkalarının kusurlarını araştırma.
• Vaktini hayırlı işlerde değerlendir.
• Kendin için istemediğini başkası için de isteme.

UNİTE 1 – 1. KONU Kültürümüzde Etkin Olan Tasavvufi Yorumlar

1.Yesevîlik
Kuruluşundan günümüze kadar Orta Asya’da çok geniş bir bölgeyi etkisi altına alan ve varlığını Anadolu’da da devam ettiren Yesevî tarikatı Hoca Ahmet Yesevî’nin fikirleri etrafında oluşmuştur.

Ahmet Yesevî kimdir
• XI. yüzyılın sonlarına doğru Batı Türkistan’da, bugünkü Kazakistan sınırları içinde bulunan Çimkent bölgesinin Sayram şehrinde doğmuştur.
• Tasavvuf eğitimini ilk olarak yaşadığı şehir olan Yesi’de, Aslan Baba’dan almıştır.
• Türkistan’ın Yesi şehrinde 1166 yılında vefat etmiştir.

Not
Hoca Ahmet Yesevî Allah ve peygambere büyük bir aşkla bağlıdır. Türkistan’da ona “Hazreti Türkistan”, “Pir-i Türkistan” (Türkistan Büyüğü) denilmektedir.

Kâdirilik
İslam dünyasındaki tasavvufi oluşumlardan biri olan Kâdirilik, Abdulkadir Geylani’nin düşünceleri etrafında oluşmuştur.

Abdulkadir Geylani, Hazar bölgesindeki Geylan’da 1077 yılında doğmuştur. Etkili ve akıcı bir usluba sahip olduğu için verdiği dinî sohbetlerle çevresindeki insanları etkilemiş ve fikirlerini geniş kitlelere ulaştırmıştır. Kâdirilik, Asya’dan Balkanlara ve Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.

Kâdirilikte önem verilen beş temel ilke vardır
1. Allah’ın rızası için çalışmak
2. Allah’ın yasaklarından uzak durmak
3. Nimetin değerini bilip şükretmek
4. Hizmeti ibadet niyetiyle yapmak
5. Yardımlaşmayı artırmak

Nakşibendilik
Nakşibendilik, Bahaeddin Nakşibend’in düşünceleri etrafında oluşan tasavvufi bir oluşumdur. Bahaeddin Nakşibend, 1318 yılında Buhara’da doğmuştur. Nakşibendilik’te içten ve sessiz olarak Allah’ı zikretmek önemlidir. Bu şekilde insanın kötü arzularının giderileceğine inanılır.

Nakşibendilikte önem verilen başlıca ilkeler şunlardır:
1. Gönlünde Allah’tan başkasına yer vermemek
2. Allah’ı daima hatırlamak ve çokça zikretmek
3. Kalbi kötü düşüncelerden arındırmak
4. Her an bilinçli olmak
5. Her anı iyi değerlendirmek

Mevlevîlik
Mevlana Celaleddin Rumi’nin düşünceleri çerçevesinde kurulan tarikattır. Mevlana, 1207 yılında bugünkü Afganistan’ın Belh şehrinde doğmuş, 1273 yılında Konya’da vefat etmiştir. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled, hayatını babasının düşüncelerini yaymaya adadığı ve bu tasavvufi yorumu sistemleştirdiği için Mevlevîlik’in asıl kurucusu sayılır.

Mevlevîlikte önem verilen başlıca şunlardır:
1. İnsanlığa hizmet etmek
2. Her zaman iyi ve güzel davranışın örneği olmak
3. Mesnevi okumak ve mutasavvıf olmak
4. Aklı iyi kullanmak, hikmet sahibi olmak
5. Dindar olmak
6. Maddi ve manevi bakımdan temiz olmak
7. Mevlana’yı pir tanımak
8. Allah’tan, Hz. Muhammed’den sonra Mevlana’ya bağlanmak, ona gönülden inanmak
9. Bilimle uğraşmak, bilgi sahibi olmak
10. Alçakgönüllü, sabırlı, güler yüzlü, hoşgörülü ve nazik olmak

Alevilik-Bektaşilik
“Alevi” Ali’yi seven, ona saygı duyan ve ona taraftar olan kişi anlamlarına gelir. Aleviler; Allah’ın birliğine (tevhide) ve adaletine inanan, Hz. Muhammed’i son peygamber olarak kabul eden, kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim olan, Hz. Muhammed’in ehl-i beytini seven Müslümanlardır.

Alevilik-Bektaşilik düşüncesinde önemli bir yer tutan ahlaki ilkelerden bazıları şunlardır:
1.Edepli olmak
2.Tamah etmemek
3.Haramdan uzaklaşmak
4.Alçakgönüllü olmak
5.Kimseye acı ve zarar vermemek

Cem ve Cemevi
Cem; toplanmak, bir araya gelmek, bütünleşmek demektir. Alevilik-Bektaşilikte cem, bir araya gelinerek yapılır ve cemi, dede yönetir.
Cemevi, cemin yapıldığı yerdir. Bunun yanında tasavvufi sohbetlerin yapıldığı bu mekânlar, duruma göre yoksullara aşevi, misafirhane, birlik, dirlik ve kardeşlik evi olmuştur.

Semah:
Alevilik-Bektaşilik geleneğine mensup olanların müzik eşliğinde yaptıkları ayine denir.

 

Güncelleme: 26 Kasım 2016 — 15:46

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test Çöz | Online Test Çöz | İnteraktif Testler | © 2016 testicoz.org | Hakkımızda | İletişim | Kolay Menü | Site Haritası | Gizlilik Politikası | Yasal Uyarı | RSS