testicoz.org

Test Çöz , Online Soru Çöz , İnteraktif Testler

testicoz.org > Açık Lise Testleri > Açık Lise Konu Anlatımları > Din Kültürü 5 Konu Anlatımı
2016-2017 Müfredatına uygundur.

Din Kültürü 5 Konu Anlatımı

UNİTE 1 İnsan ve Kader
UNİTE 1 – 1.KONU Kader ve Kaza Kavramları

Kader ne demektir?
Kader; planlamak, değerlendirmek, ölçmek ve programlamak gibi anlamlara gelir. Kaza ise, kesin karar vermek, düzenlemek, gerçekleştirmek ve yaratmak anlamına gelir.
Terim olarak kader, “Allah’ın her şeyi belirli bir ölçü, düzen ve uyum içerisinde yaratmasına ve yaratılmış olan her şeyi programlamasına ” denir.

Kadere iman ne demektir?
Kadere iman; Allah’ın evreni ve içindeki varlıkları belirli bir plan, ölçü ve düzene göre yarattığına imandır. Allah’ın ilim, irade ve tekvin(yaratma) sıfatları vardır. O, her şeyi bilir ve dilediğini dilediği zaman yaratabilir. İşte kaza ve kadere inanmak, Allah’ın ilim, irade ve yaratma sıfatlarına inanmak demektir. Bu nedenle Allah, bütün evreni ve içindeki varlıkları belirli bir plân, ölçü içinde yaratmıştır. O evrende meydana gelecek en küçük olayları bile bildiği için, onun bilgisi ve iradesi dışında hiçbir şey olmaz. İşte Allah’ın ezeli olan ve her şeyi kuşatan bilgisi ile çizdiği plan ve programa, ortaya koyduğu ölçüye kader, zamanı gelince de bu programın bütün ayrıntıları ile gerçekleşmesine de kaza denir.

UNİTE 1 – 2.KONU İnsanın Kaderle İlgili Bazı Özellikleri

2.1. Akıl Sahibi Olmak
Kuran-ı Kerim’e göre İnsanı insan yapan, onun her türlü fiillerine anlam kazandıran, Allah’ın emir ve pasakları karşısında sorumluluk artma sokan ona verilen akıldır Bu nedenle Kur’an ayetleri genellikle aklı doğru kullanmanın ve düşünmenin önemine dikkat çekinişlerdir.

Yüce Allah insanları akıllı varlıklar olarak yaratmıştır. Akıl, insan dışında hiç bir varlığa verilmemiştir Aslında insanı, diğer varlıklardan ayıran en belirgin özelliği akıldır denilebilir.

“Siz… Aklınızı kullanmıyor musunuz?”
^ “Siz hiç düşünmez misiniz?’
“Hala akıl erdiremiyor musunuz?”
Ayetleri buna örnektir

2.2. Özgür Olmak
Özgür olmak demek Allah’ın kovmuş olduğu temel kanunlar karşısında insanın istediğini seçmesi, tercih yapması, karar vermesi. dileğine yönelmesi demektir. Bu insanın aynı zamanda irade kavramını da içine almaktadır.
Yüce Allah insana ihtiyaç duyduğu her türlü bilgiyi vermiştir. İnsanları peygamber ve kitaplar aracılığıyla bilgilendirerek doğruyu ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini öğretmiştir Daha sonra insanı yapıp yapmamakta özgür bırakmıştır. Dilediğini seçme hakkı vermiştir, Bununla beraber, diğer varlıklardan farklı olarak bu özellik ve haklara sahip oldukları için tercihlerinin veya seçimlerinin sonuçlarından sorumlu olacaklarım da söylemiştir,
İnsanın hur irada sahibi olduğunu Kur’an ı Kerim şu ayetlerle bildirmekledir: “Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İsler şükredici olsun, ister nankör.”

‘Kim iyi bir iş yaparsa lehine, kim de Kötülük yaparsa aleyhinedir….”
2.3. Sorumlu Olmak
Sorumlu olmak demek, yüklendiği işten dolayı hesaba çekilmek. Mesuliyet taşımak demektir. İnsanın Allah katında sorumlu olması, yaratılırken kendisine verilen akıl ve irade taşımasından dolamdır Aklı ile bilgiye ulasan, onu kullanan, doğruyu ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini anlayan ve irade ile de ne yapıp yapmayacağına karar vererek davranışlarım seçebilen insan, yaptıklarından sorumlu tutulmuştur.

İNSAN FİİLLERİNDEN NİÇİN SORUMLUDUR:
Allah-ü Teala insana diğer varlıklardan farklı olarak irade ve akıl vermiştir. Peygamberler vasıtasıyla iyi ve kötü davranışlar kendisine bildirilmiştir.“Allah hiç kimseye gücü yetmeyeceği şeyden dolayı sorumlu tutmaz” hadisinde de belirtildiği gibi, Allah insanı gücü yetmeyeceği şeyden sorumlu tutmaz. İnsan kendinde bulunan iradesi ve aklıyla seçimini iyi yönde kullanırsa sevap, kötü yönde kullanırsa azap görür.

İnsanın Sorumluluğu
İnsanın işleri iki kısımdır:
Birincisi, kendi isteği dışında olan işlerdir. Bir hastalıktan dolayı elinin titremesi, kalbinin çalışması, boyunun kısa veya uzun olması gibi. Bunlar doğrudan doğruya Allah’ın dilemesi ve yaratması ile meydana geldiğinden insan bu işlerden sorumlu değildir.
İkincisi, insanın isteğine bağlı olarak meydana gelen işlerdir. İnsanın oturup kalkması,yürümesi, elleri ve diğer organları ile yaptığı işler kendi isteğine göre Allah’ın yaratması ile meydana geldiğinden insan bu işlerden sorumludur.
Her şeyi takdir eden ve yaratan Allah’tır. Ancak, tasarladığı herhangi bir işi yapıp yapmamakta Allah insana bir irade, yani seçme hürriyeti vermiştir. İnsan bu irade ile iyilik etmeyi seçer, gücünü de bunu yapmak için kullanırsa Allah, iyiliği yaratır. Eğer insan kötülük yapmayı seçer, gücünü de bunu yapmak için kullanırsa Allah kötülüğü yaratır.
Görülüyor ki, insan neyi yapmak isterse Allah onu yaratır. “Hayır ve şer Allah’tandır. Yani iyilik ve kötülük Allah’ın yaratması iledir.” sözünün anlamı budur.
İnsanın yaptığı işlerden sorumlu tutulmasının sebebi, işte bu seçme hürriyetine sahip olması ve gücünü tercih ettiği şeyi yapmak için kullanmasıdır. Bunun içindir ki her insan iradesi ile yaptığı işlerden sorumludur. Hayır işlemiş ise, mükafatını, kötülük yapmışsa cezasını görecektir.

UNİTE 1 – 3.KONU Kaderle İlişkilendirilen Bazı Kavramlar

3.1. Ecel ve Ömür
Ecelin sözlük manası: önceden tespit edilmiş belli bir zaman ve süre belirlenen son demektir. Terim olarak ecel, insan hayatı ve diğer canlılar için belirlenmiş süreyi ve bu sürenin sonunu, yanı ölüm anını ifade eder.
Ömür kelimesi ise ecel ile eş anlamlıdır

Cenab-ı Allah’ın dışındaki tüm varlılar ölümüdür. Yaratılan her nesne mutlaka ölüp yok olacaktır. Yüce Allah evrendeki her şey için belirli bir süre tayin emiştir. Bu süreyi Allah’tan başkasının bilmesi mümkün değildir.

3.2. Rızk
Rızk sözlükle; yiyecek ve içecek şey. azık, nimet, kısmet, faydalanılan şey gibi anlamlara gelmektedir. Terim anlamı ise; Yüce Allahın canlılara yiyip içmek ve yararlanmak için verdiği her türlü şey demektir
İslam inancına göre herkes kendi rızkını yer. Hiç kimse başkasının rızkını yiyemeyeceği gibi bir başkası da onun rızkını yiyemez, Helal rızk için çalışmak ve çabalamak bizden, yaratıp vermek ise Allah’tandır,

3.3. Afet
Sözlükte: bela, musibet, felaket, hastalık, kusur anlamlarına gelen afet Terim olarak isabet ettiği şeyi faydalı olmaktan çıkaran durum şeklinde tanımlanmaktadır. Afet, daha çok insanın hür iradesine bağlı olmayan bir durumdur. Yüce Allah tarafından takdir edilen, nerede, ne zamanı ne olacağını hiç kimsenin bilmesi asla mümkün olmayan filler için kullanılır.

3.4. Sağlık ve Hastalık
Kaderle ilişkilendirilen kavramlardan biri de sağlıktır. Sağlık kelimesinin sözlük anlamı, afiyet.sıhhat, selamet içinde bulunmak felaketten uzak olmak demektir. Hastalık ise; sağlık durumunda meydana gelen bozukluk demektir.

Sağlık ve hastalıkla ilgili bazı fiiller Allahın takdirindedir. İnsanların bunda herhangi bir tercihi söz konuşu değildir. Bu sebeple sorumlu tutulmaları gerekmemektedir. Mesela, alınması gereken tüm tedbirler alındıktan sonra, solunum yoluyla hastalığın vücuda girmesi insanın elinde olmayan bir şeydir, insan hastalanmasından dolayı sorumlu tutulmaz.

3.5. Başarı ve Başarısızlık
Başarı veya başarısızlık da Kader ile ilişkilendirilen kavramlardandır. Bu kavramların sonuçlarını belirlemek insanın elindedir. Şüphesiz her şeyi yaratan Cenab-ı Allah tır. O’nun izni olmadan hiçbir şey olmaz. O dilemediği sürece bizim yaşamamız nefes almamız, başarmamız mümkün değildir.
Ancak başarının bize nasip olması için, Allah’ın bizim gayretimizi görmesi gerekir. Gayret ve çalışmanın olmadığı yerde başarı olmaz.

3.6. Tevekkül
Tevekkül : Bir işin olması için gerekli bütün çalışmaları yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmak ve O’na güvenmektir. Mesela; Bir çiftçinin tarlasını sürmesi, ekmesi ve her türlü bakımını yaptıktan sonra Allah’a güvenmesi gibi.

3.7. Hayır ve Şer
Hayır:İyilikler,güzellikler ve helal olan işlerdir.Allah bu tür işlerin yapılmasına razıdır ve karşılığını verir.
Şer:Kötülüktür.Haram olan davranışlardır.Allah bu tür davranışlardan razı değildir;fakat bu tür kötü davranışlara müdahale etmez.karşılığını verir.

“Kim zerre miktarı kötülük işlerse mutlaka karşılığını görecektir.
“Kim zerre miktarı iyilik işlerse mutlaka karşılığını görecektir.(Zilzal 7-8 )

TERİMLER
Kader : Allah’ın sınırsız ve sonsuz bilgisiyle meydana gelecek olayları önceden bilip takdir etmesidir.
Kaza : Allah’ın önceden bilip takdir ettiği olayların zamanı gelince ortaya çıkmasıdır.
Külli irade : Allah’ın sonsuz iradesine denir.
Cüz’i irade : İnsanların sınırlı iradesine denir.

İslam’da Tevekkül Anlayışı ve Çalışmanın Önemi
Tevekkül, yapacağımız herhangi bir iş için bütün gücümüzle çalışıp elimizden geleni yaptıktan sonra, sonucu Allah’tan beklemektir.
Bunu bir misal ile açıklayalım:
Tarlasından iyi bir ürün almak isteyen bir çiftçi; önce tarlayı güzelce sürüp tohumu eker, gübresini atar, gerekirse sulamasını da yapar. Ekinin zararlılardan korunması için her türlü tedbiri de aldıktan sonra gerisini Allah’a bırakır, O’na güvenir. Çünkü çiftçi, elinden geleni yapmıştır. Artık ekinin büyümesi ve ürün vermesi için Allah’a güvenecek, sonucu O’ndan bekleyecektir. Gerçek tevekkül budur.
Yoksa hiç çalışmadan bir işin oluvermesini istemek, kendinin yapması gereken şeyleri Allah’tan beklemek, tevekkül değildir. Müslüman’a yakışmayan yanlış bir düşüncedir.
Devesini dışarıda bağlamayıp salıveren ve Allah’a tevekkül ettim diyen bir kişiye Peygamberimiz (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurdu: “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et.” Peygamberimizin bu sözünden anlaşılıyor ki Müslüman önce elinden geleni yapacak, sonra Allah’a tevekkül edecektir.
Namaz kılmak, oruç tutmak nasıl dinî bir görev ise, geçimini sağlamak için çalışıp kazanmak da ibadet değeri taşıyan bir görevdir.
Yüce Allah: “Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah’ın fazlından nasibinizi arayın.” buyurmuştur.
Hz. Ömer şöyle demiştir: “Hiç biriniz rızkını aramaktan vazgeçip Allah’ım bana rızık ver demesin, biliyorsunuz ki, gökten ne altın yağar ne de gümüş.” Görülüyor ki, çalışmak dinimizin emri, müslümanın görevidir. Bir işi başarmak için önce elimizden geleni yapacağız, bütün gücümüzle çalışacağız. Sonra bizi başarıya ulaştırmasını Allah’tan bekleyeceğiz, O’na güveneceğiz.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de “Hakikaten insan için çalıştığından başkası yoktur” buyurarak çalışmanın önemini bildirmiştir.
Peygamberimiz de: “Kişinin yediği en hayırlı yemek, elinin emeği ile kazandığı yemektir. Allah’ın Peygamberi Davut (a.s.)’da elinin emeği ile geçinirdi.” buyurmuştur.
Dinimiz, çalışmaya büyük önem vermiş, helal kazanç sağlamak için çalışmayı ibadet olarak değerlendirmiştir.
Çalışan insan hayırlı insandır. Çünkü, insan çalışmakla hem kendisine, hem ailesine, hem de milletine yararlı olur.
Peygamber Efendimiz: “İnsanların hayırlısı, insanlara yararlı olandır.” buyurarak bu gerçeği açıklamıştır.
Müslüman hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışmalı, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için hazırlık yapmalıdır.
Peygamberimiz, daima çalışmayı tavsiye etmiş “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır.” buyurarak Müslümanların her gün daha ileri gitmesini istemiştir.
Sevgili Peygamberimiz şu mübarek sözü ile bize dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını göstermiştir. Buyuruyor ki:
Sizin hayırlınız; dünyası için ahiretini terk etmeyen, ahireti için de dünyasını terk etmeyip her ikisi için çalışan ve insanlara yük olmayandır.
O halde Müslüman hem dünya, hem de ahiret için çalışacak, her gün daha ileri gidecektir. Dinimizin emri budur.

İRADE:Sözlükte; Dilemek , istemek manasına gelir.Varlıkların akıl yoluyla tercih etme,planlama melekesidir.

1-KÜLLİ İRADE:Allahın İradesidir.Mutlak ve sınırsızdır.
2-CÜZ’İ İRADE: İnsanın iradesidir.Sınırlıdır.İnsanın istemesi Allahın rızasına bağlıdır.Allah dilerse verir,dilemezse vermez.
İNSANIN FİİLLERİ:İnsanın yapmış olduğu bütün iradeli ve iradesiz fiilleridir.
1-İRADELİ FİİLLERİ:İnsanın yaptığı bilerek ve isteyerek yaptığı davranışlardır.İnsan bu tür davranışlarından dolayı sorumludur.
2-İRADESİZ FİİLLER:İnsanın iradesi dışında gelişen ve Allahın iradesine veya reflex olarak ortaya çıkan olaylar ve fiillerdir.

UNİTE 2 İbadetlerin Faydaları
UNİTE 2 – 1.KONU İbadetle İlgili Temel İlkeler

İBADET ÇEŞİTLERİ :
1-Bedenle yapılan ibadetler : Namaz, oruç gibi.
2-Malla yapılan ibadetler : Zekat gibi.
3-Hem beden hem malla yapılan ibadetler : Hac gibi.

İslamın şartları :
1-Namaz kılmak.
2-Oruç tutmak
3-Zekat vermek.
4.) Hacca gitmek.
5.) Kelime-i Şehadet getirmek.

-Yapılışına göre ibadet çeşitleri
1-Farz ibadetler: *Namaz (Beş vakit namazın farzları) ve kazaları,
*Oruç (ramazan orucu ) ve kazası
*Zekat
*Hacc

2-Vacip ibadetler:*Bayram namazları,
*Vitr namazı,
*Kurban kesmek

3-Sünnet ibadetler: *Namazlardaki sünnetler
*Üç aylarda , mübarek gecelerde, sevap kazanmak amacıyla tutulan oruçlar,
*Sadakalar,Fitreler,
*Umre haccı

4-Nafile ibadetler: *Her türlü ,vakit ,kaza namazları dışındaki ibadetler.(Teeccüd namazı, istiare namazı ,tövbe namazı,
*Her türlü sadaka
*Diğer insanlara karşı yapılan iyi davranışlar,
– Niçin ibadet ediyoruz?Biz insanları yaratan yüce Allahtır.Allah bizlerin yaptığı hiçbirşeye muhtaç değildir.Ancak biz müslümanlar Allaha olan sevgi ve saygımızdan, kulluğumuzdan dolayı şükür ifadesi olarak ibadet ederiz.Allah Teala Kur’anda “ Ben insanları ve cinleri yanlızca bana kulluk etsinler diye yarattım.“buyurur.Allaha yakınlığımız O’na karşı yaptığımız ibadetlerle ölçülür.İnsan Şeytanın şerrinden Allaha sığınmak ve verdiği nimetlere şükür etmek zorundadır.Bu sebeple Allaha ibadet eder yasaklarından kaçınırız.

-İbadetlerin bizlere kazandırdığı iyi alışkanlıklar nelerdir?
1-Allahın rızasını kazandırır.
2-Günlük hayatımızı düzene koyar.
3-Temizlik alışkanlığı kazandırır.
4-Ahlakımızı ve davranışlarımızı düzenler,
5-Başkalarına karşı sorumluluklarımızı yerine getirmemizi sağlar.
6-Toplumda kargaşa ve anarşiyi önler.

Namazın faydaları :
Namaz; Hayasızlıktan ve kötülükten alı koyar, imanımızı kuvvetlendirir, gönül rahatlığı, sorumluluk duygusu ve temizlik alışkanlığı kazandırır.

Orucun faydaları :
Ruhu terbiye eder, iradeyi güçlendirir, insanın nefsine hakim olma yeteneğini kazandırır, ruhi olgunluğa ulaştırır. İnsanlar arasında yardımlaşma ve kaynaşmayı sağlar.

Zekatın faydaları :
İnsanın mala olan düşkünlüğünü giderir. Onu malın esiri olmaktan kurtarır. Kanaatkar ve mutlu olmasını sağlar. Zekat sayesinde zenginle yoksul arasındaki büyük farklılıklar kapanır. İnsanlar birbirleriyle kaynaşır. İnsandaki kin ve kıskançlık duyguları, sevgi, saygı ve dostluk duygularına dönüşür.

Haccın faydaları :
Hac ibadeti, insanın kötülüklerden uzaklaşmasını ve iyiliğe yönelmesini sağlar. İnsanlar arasındaki eşitlik , birlik ve dayanışmanın işaretidir. Ayrıca İslam ülkeleri arasında birlik ve beraberlik duygusunu geliştirir.

MÜKELLEFİN GÖREVLERİ

FARZ :
Farz-ı ayn : Her müslümanın yapmakla yükümlü olduğu dini emirlere denir. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi.
Farz-ı kifaye : Bazı Müslümanların yapmasıyla diğerlerinin üzerinden kalkan dini görevlerdir. Cenaze namazı gibi.

Vacip :
Yapılması farz kadar kesin olmamakla birlikte, Allah’ın mükelleften yapmasını istediği emirlerdir. Kurban kesmek, bayram namazları, vitir namazı ve fitre vermek gibi.

Sünnet :Peygamberimizin hayatı boyunca söylemiş olduğu sözlereyapmış olduğu iş ve davranışlara denir. Beş vakit namazın sünneti, yemekten önce ve sonra elleri yıkamak, yemeğe besmele ile başlamak gibi.

Müstehap :Yapılmasında sevap olup terk edilmesinde günah bulunmayan söz, iş ve davranışlardır. Farz ve Vacibin dışında kılınan namaz ve tutulan oruçlar gibi.

Mübah :Yapılıp yapılmamasında herhangi bir günah veya sevap bulunmayan iş ve davranışlardır. Yemek-içmek, uyumak gibi.

HARAM :Allah tarafından,yapılması kesinlikle yasaklanan fiillere denir. Zina etmek, adam öldürmek gibi. Haram ikiye ayrılır. Bunlar ;
1-Asli haram : Özünde haramlık taşıyan her şey. İçki, domuz eti, zehir ve uyuşturucu gibi.
2-Arizi haram : Helal olan bir şeyin sonradan haram olması.Ekmek helaldir. Çalınırsa haram olur.

Mekruh : Yapılması hoş karşılanmayan, iyi görülmeyen işlerdir. Güneş doğarken namaz kılmak, soğan, sarımsak gibi kokulu şeyler yiyerek camiye gitmek .
Müfsit :Başlanmış bir ibadeti bozan,söz, iş, hareket ve davranışlara denir. Namaz kılarken gülmek, konuşmak, oruçlu iken bir şeyler yiyip-içmek gibi.

İslam’da emir ve yasaklarla ilgili genel kurallar :
1-Helalı ve haramı belirleyen yalnız Allah’tır.
2-Yasaklanmamış her şey helaldir.
3-Harama götüren her şey haramdır.
4-Bazı haramların adlarının değişmiş olması onların helal sayılmasını gerektirmez.
5-İyi niyet haramı helal kılmaz.
6-Haram veya helal olduğu kesin olarak bilinmeyen şüpheli şeylerden kaçınmak gerekir.
7-Mecburiyetler, haramların işlenmesini mübah kılar.

UNİTE 2 – 2.KONU İbadetlerin Bireysel Faydaları

1.1. İbadetler İnsanın Yaratanı ile İlişkisini Güçlendirir.
İbadet Allah’a gönülden yönelme ve O’na itaat etme demektir. Allah’ın eşsiz büyüklüğü karşısında insanın kendi aczini veihtiyacını anlayarak O’na arz etmek ve yardım dilemektir. Her türlü ibadet kendini Allah huzurunda bulma halidir.
İbadet esnasında kişinin ruhunda dinî bir atmosfer canlanır ve bu hal içinde duygular incelir, yücelir. Kur’an ı Kerim’de“Şüphe yok ki beni Allah’ım Benden başka hiçbir ilah yoktur O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.” buyurulmaktadır.

Yüce Allah’ın bizler için yaptıklarını, var ettiği bunca nimetleri ve güzellikleri düşünen insan ona karşı derin bir inanç besler. Allah’a inanan insan, bir kötülük yaptığında bundan pişmanlık duyar. Allah’ın merhametini: sığınıp ondan bağış diler. Allah’ın bağış­layıcı ve merhameti geniş bir varlık olduğunu düşünmek İse insana huzur verir. Yaşama sevincini artırır.

iman, güzel davranışlarla ve ibadetlerle desteklenmezse kuvvetlenemez. Dinimizin öngördüğü inanç ve ibadetler bedenimize ve iç dünyamıza dinçlik katar örneğin, namaz, oruç, hac ve zekat bu iba­detlerden bazılarıdır. Böylece iman ruha ve iradeye en büyük desteği sağlayan önemli bir etken olarak karsımıza tıkmaktadır.

İnancın ibadete etkileri :
1-İman, ibadetin kaynak ve sebebini teşkil eder.
2-İman, ibadetin kabul olması için şarttır.
3-İman, insanı mutlu, huzurlu kılar, iradesini güçlendirir.Kişiye düzen ve disiplin kazandırır.
4-İman, insana büyük idealler kazandırır.

1.2. İbadetler İnsanın İç Huzurunu Güçlendirir.
Yapılan ibadetler, dua, iyilik ve hayırlar insan ruhunda derin etkiler meydana getirir. Örneğin; kılınan namazlar, tutulan oruçlar, yoksulların ihtiyacını karşılamak için verilen zekatlar insana huzur verdiği gibi onun Yüce Allah’a yakınlaşmasına da katkı sağlar. Zekat, fitre, sadaka gibi mali ibadetler yoluyla kişi başkalarının mutluluğu için katkı sağla­manın ve bir yoksula yardım etmenin verdiği tarifi mümkün olmayan bir mutluluk yaşar. İçi insanlara karsı sevgi hisleriyle dolar. Kin ve nef­ret gibi kolu duygulardan uzaklaşır, üstelik ibadetler sadece bunlarla da sınırlı değildir.

1.3. İbadetler İnsanda Güven Duygusunu Geliştirir.
Allah’ı hatırlama ve anmanın, O’na bağlılığın ifadesi bütün ibadetlerin özünü oluşturur. Allah’ı hatırlayan, O’nu varlığında hisseden kimse, günlük şuurun sıradan etkisi dışına çıkarak var oluşun üstün bir boyutuna açılır. Böylece ibadet kişiyi, zaman ve mekanın ötesinde hiçbir şeye benzemeyen ilahi hakikatle karşı karşıya getirmekle onda bir şuur genişlemesine imkan verir. Bu da insanın ruhi potansiyellerini daha iyi kullanmasına, duygu ve düşüncelerinin derinleşip incelmesine, manevi yönden olgunlaşmasına yol açar. Ruhi güç ve enerjilerin harekete geçmesini sağlayan ibadetler kişiliği zenginleştirip güçlendirmekte, direnme ve dayanma kabiliyetini arttırmaktadır. Farklı zaman ve mevsimlere yayılmış olan İslami ibadetler insan hayatının her yönünü kuşatmakta, kişide iç disiplin ve kendi kendini kontrol sistemi olarak görev yapmaktadır.

1.4. İbadetler İnsanda Sorumluluk Bilincini Geliştirir.
Allah’a inanan kişi, her hususta sorumluluk sahibi olduğunu bilir insanların hakkına hukukuna tecavüz etmez, onlara karşı iyilik, cömertlik, yardımseverlik gibi güzel duygular içerisinde bulunur, Birlik, beraberlik, kardeşlik duygulan içerisinde hareket eder, insan haklarına saygılı olduğu gibi toplum düzeninin sağlanma­sında da önemli bir rol oynar. Kendisini de insanları da mutlu etme­ye çalışır.

Örneğin Ahiret gününe inanmak insana sorumluluk duygusu kazandırır. Sorumluluk duygusu taşıyan bir insan davranışlarına dikkat eder.
Ahirete inanmak demek; öldükten sonra tekrar dirileceğimize ve dünyada yaptığımız işlerden Allah’ın huzurunda hesap vereceğimize, iyilik yapanların mükafat göreceklerine, kötülük işleyenlerin cezalandırılacaklarına inanmak demektir. Bu inanç insanı kötülük yapmaktan sakındırır, iyiliğe ve doğruluğa yönelterek ahlak ve fazilet sahibi yapar. Bu inanca sahip insanlardan meydana gelen bir toplumda hiç kimse başkasına zarar vermez, herkes birbirinin hakkına saygı gösterir, elinden geldiğince iyilik yapar. Bu davranışlar kişiler arasında karşılıklı olarak sevgi ve güven duygularını geliştirir.

2.2. İbadetler Kötülüklerden Alıkoyar.
Toplumsal hayatta huzursuzluklara neden olan taşkınlıklar, büyük ölçüde insanın hayvanî yönünü tatmin eden maddi zevklere düşkünlüklerden kaynaklanır. Maddi zevk deyince de akla, yeme, içme ve cinsel ilişki gibi zevkler gelmektedir. İşte oruç, bu bağlamda insanı maddi zevk ve şehvetler peşinde koşmaktan alıkoyan bir ilaç niteliğindedir. Nitekim Peygamber (s.a.s.), “Oruç bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu bir günde kötü söz söylemesin, kavga etmesin. Ona birisi sataşır veya küfrederse, “Ben oruçluyum” desin…” Bu hadisin de dile getirdiği gibi oruç, bilenler için gerçekten bir kalkandır. Kişiyi kötülüklere karşı korur. Toplumsal barışın ve birlikteliğin sağlanmasında da oruç etkin rol üstlenmektedir. Çünkü oruçlu kavgalara, kötü sözlere açık değildir. Onun sadece midesi değil aynı zamanda dili, eli, gönlü, bütün uzuvları dünyada bu tür çirkinliklere karşı iftarı olmayan bir oruçtadır. Evet kısa vadede onun dilinin iftarı güzel sözdür, gönlünün iftarı güzel duygulardır; elinin iftarı, hayır işlerde kullanmaktır, gözünün iftarı güzelliklere bakarak Yüce Rabbi’nin kudret ve kuvvetini anlamaktır. Aklın iftarı, millet ve insanlığa huzur verecek bilgi ve düşünceler üretmektir. Uzun vadede ise bu uzuvların iftarı, Yüce Rabbi’nin müjdesine erdiği andadır.

2.3. İbadetler Sabrı ve Diğerkâmlığı Öğretir.
İbadetlerin sağladığı faydalar bizim dışımızdaki düşünce ve ilim adamlarınca da yer yer ifade edilmektedir.

Tutacağımız oruçların, kılacağımız namazların dahası yapacağımız bütün ibadetlerin bizlere fert ya da toplum bazında psikolojik, sosyolojik, sağlık hatta ekonomik açıdan sağlayacağı faydalar inkar edilemeyecek açıklık ve boyuttadır.

İslâm dini ferdin toplum içinde uyumlu, güvenilir ve hoşgörülü olmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler getirdiği gibi onun yaratıcı ile olan bağlantısını daha derinden hissetmesine, devam ettirmesine ve geliştirmesine hizmet edecek düzenlemeler de getirmiştir. Bu düzenlemelerin bir parçasını da ibadetler oluşturmaktadır. Oruç tamamen duygu yüklü, kul – yaratıcı arasındaki sevgi ve saygının doruğa ulaştığı bir ibadettir. Kul, oruçta Rabbi ile adeta baş başadır. Nitekim oruç ibadetinin en büyük özelliği, namaz ve hac ibadetlerinde olduğu gibi ne lisanla, ne de herhangi bir hareketle dışa yansıyan formel bir yapısının olmamasıdır. Bu yönüyle oruç kalbî bir ibadettir. Bu nedenle Allah Teâlâ bir

hadisi kudside “… İnsanoğlunun yaptığı herşey kendisi içindir. Oruç müstesna. O benim içindir ve onun mükafatını ben vereceğim.”

2.4. İbadetler Sosyal Yardımlaşmayı Teşvik Eder.
Sosyal ilişkiler. toplumdaki maddi ve ahlaki sorunların çözümüne yardımcı olduğu ölçüde güçlenir. Zekat, sadaka, oruç, ve kurban gibi ibadetler sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın toplumda yaygınlaşmasında, önemli bir yeri vardır, Sosyal hayat açısından, önemli bir ibadet oran kurban kesmek, bir yardımlaşma ve dayanışma vesilesidir.

2.5. İbadetler Kaynaşmaya Katkıda Bulunur.
Namazın faydaları : Namaz; Hayasızlıktan ve kötülükten alı koyar, imanımızı kuvvetlendirir, gönül rahatlığı, sorumluluk duygusu ve temizlik alışkanlığı kazandırır.

Orucun faydaları : Ruhu terbiye eder, iradeyi güçlendirir, insanın nefsine hakim olma yeteneğini kazandırır, ruhi olgunluğa ulaştırır. İnsanlar arasında yardımlaşma ve kaynaşmayı sağlar.

Zekatın faydaları : İnsanın mala olan düşkünlüğünü giderir. Onu malın esiri olmaktan kurtarır. Kanaatkar ve mutlu olmasını sağlar. Zekat sayesinde zenginle yoksul arasındaki büyük farklılıklar kapanır. İnsanlar birbirleriyle kaynaşır. İnsandaki kin ve kıskançlık duyguları, sevgi, saygı ve dostluk duygularına dönüşür.

Haccın faydaları : Hac ibadeti, insanın kötülüklerden uzaklaşmasını ve iyiliğe yönelmesini sağlar. İnsanlar arasındaki eşitlik , birlik ve dayanışmanın işaretidir. Ayrıca İslam ülkeleri arasında birlik ve beraberlik duygusunu geliştirir.

UNİTE 1 – 3.KONU İbadetlerin Toplumsal Faydaları

-İbadetlerin bizlere kazandırdığı iyi alışkanlıklar :
1-Allahın rızasını kazandırır.
2-Günlük hayatımızı düzene koyar.
3-Temizlik alışkanlığı kazandırır.
4-Ahlakımızı ve davranışlarımızı düzenler,
5-Başkalarına karşı sorumluluklarımızı yerine getirmemizi sağlar.
6-Toplumda kargaşa ve anarşiyi önler.

2.1. İbadetler Güzel Ahlâkın Gelişmesine Katkıda Bulunur.
İSLAM’IN AHLAKA VERDİĞİ ÖNEM
a. İslam ve Ahlak Kavramları

Ahlak ; iş ve davranışların , herhangi bir düşünceye ve fikri zorlamaya ihtiyaç duymadan kolaylıkla kendisinden çıktığı insan benliğine iyice yerleşmiş olan bir özelliktir.
Ahlakın konusu ; insandır. İnsan iyi ve kötü davranışlarda bulunabilir.Ahlak insana neyin iyi neyin kötü olduğunu belirterek insanı olgunluğa ulaştırmayı hedef alır. Kötülükten kurtulup iyiliğe yönelmenin yollarını gösterir.
Ahlakın kaynağı : Düşünürlerden bazıları ;

1-Ahlakın kaynağı konusunda Ahlakın toplum tarafından konulduğunu , toplumun iyi dediği şey iyi , kötü dediği şeyinde kötü olarak herkes tarafından benimsendiği iddia edilmiştir.
2- Ahlakın kaynağının haz, ve ya menfaat olduğunu söyleyenlerde olmuştur.Bunlara göre insanın yaptığı işten haz ( mutluluk ) duyduğu , fayda gördüğü şeyler ahlaki değer ifade ederler.
3- Ahlakın kaynağının toplumsal olaylarda , örf ve adetlerde , vicdanda , ekonomik olaylarda , görev anlayışında , şefkat ve merhamet duygularında arayan düşünürlerde olmuştur.
Bütün bu görüşleri ortaya atanlar birbirlerini tenkit etmiş , fikirlerini çürütmüş , fakat kendi düşüncelerini de isbat edememişler dir. Örneğin ; Ahlakın kaynağının “ haz” olduğunu söyleyenler , birine haz ve mutluluk veren bir işin , başkasına aynı anda nasıl üzüntü verdiğini açıklayamamışlardır. Spor yapmaktan hoşlanan iki gurupta manen haz alırken nasıl olup ta spordan haz alırken yenildiklerinde üzüntü duydukları açıklanamamaktadır.
4- Ahlakın kaynağı hakkında İslamında benimsediği görüşe göre ; dini duygular ve hükümler ahlakın değer yargılarını da oluşturmaktadır. Dinden kaynaklanan ahlak anlayışına göre ; içinde Allah korkusu taşıyan insan hareketlerinin kontrol edildiği ve davranışlarından dolayı mutlaka hesaba çekileceğini bildiğinden , davranışlarını başka kurallara göre değil , Boyun eğip itaat ettikleri Allahın dininde belirlilen kurallara göre düzenlemişlerdir.

UNİTE 3 Hz. Muhammed’in Örnekleri
UNİTE 3 – 1.KONU Kur’an’da Örnek İnsan ve Özellikleri

Muhammed (a.s.)ın Soyu
Muhammed b. Abdullah, b. Abdulmuttalib, b. Hâşim, b. Abdi Menaf, b. Kusayy, b. Kilab, b. Mürre, b. Ka’b, b. Lüey, b. Galib, b. Fihr, b. Mâlik, b. Nadr, b. Kinane, b. Huzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan.
Bütün kaynaklar Muhammed (a.s.)ın, Adnan’a kadar olan atalarının gerek isimlerinde, gerek sıralarında, ittifak halinde bulundukları gibi Adnan’ın da İsmail (a.s.) b. İbrahim (a.s.)ın öz be öz soyundan geldiğinde de müttefiktirler.
Muhammed (a.s.)ın ondokuzuncu kuşaktaki atası Maadd b. Adnan; İsa (a.s.)ın muasırı idi.
İsa (a.s.) ile Muhammed (a.s.) arasındaki fetret devrinin 600 yıl oluşu da bunu ayrıca doğrular.
Maadd, babası Adnan’ın vefatından sonra, Kâbe hizmetini üzerine almış, ve Mekke Hareminden hiç ayrılmamıştır.
Adnan da; babası Üded’in vefatından sonra Kâbe hizmetini üzerine almış, Kâbe’ye meşinden örtü örttürmüş, Mekke Hareminin yıkılan sınır taşlarını da dikmişti.
Mekke halkının Kureyş diye anılması, Muhammed (a.s.)ın onikinci kuşakta yer alan ve ilk kez Kureyş lakabıyla anılan atası Nadr b. Kinane’den dolayıdır. Ve Kur’ân-ı Kerîm’de açıklandığına göre, kendileri, İbrahim (a.s.)ın soyundan gelme torunlarıdır. Muhammed (a.s.) da, onların arasından seçilerek, onlara peygamber gönderilmiştir.

Peygamberimiz (a.s.)ın Doğumu, Doğum Tarihi ve Doğum Yeri
Peygamberimiz (a.s.); Fil yılında, Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi günü, tanyeri ağarırken, Şı’b’daki evlerinde doğdu.
Riyaziyecilere göre; doğum tarihi şemsî aylardan Nisan ayının yirmisine rastlamış, Mısırlı Mahmud Felekî Paşa da, bunun Milâdî 571 yılı 20 Nisan Pazartesi gününe rastladığını hesapla doğrulamıştır.

UNİTE 3 – 2.KONU Hz. Muhammed Bizim İçin Bir Örnektir.

2.1. Hz. Muhammed’in Güvenilirliği
Muhammed (s.a.s.) çocukluğundan beri çalışkan ve dürüstlüğü sebebiyle halk arasında “el-Emîn” (güvenilir) ve “Sâdık” (doğru) isimleriyle tanınırdı.
Hz. Peygamberimiz, ticaret yaptığı insanlara karşı çok nâzikti ve ashâbının da öyle davranmasını isterdi. Âllah’ın Rasûlü, peygamberliğinden önce de sonra da ticarî işlerinde devamlı dürüst olduğu gibi; ashâbına da aynı şekilde davranmalarını tavsiye etmişti. Medine’de devletin başına geçince ticarî sahadaki bütün sahtekârlık, fâiz, şüphe, belirsizlik, haksız kazanç, sömürü, karaborsa gibi unsurları çıkarıp atmıştır. Ağırlık ve uzunluk ölçülerini standartlara bağlayarak insanların, güvenilirliği şüpheli ağırlık ve uzunluk birimlerini kullanmasını yasaklamıştır

2.2. Hz. Muhammed’in Merhametliliği
Bütün insanlığa ve tüm âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz (21/Enbiyâ, 107), Allah’a dâvetin önünde engel olan zâlimlere karşı; kendisinin, aynı zamanda “savaş peygamberi” (Câmiu’s-Sağîr, 1/108) olduğunu belirtmiştir. Dost-düşman, kabul etmek zorundadır ki, O’nun savaşları da baştan sona bir rahmet ve merhamet kuşağı idi. O ve O’na bağlı insanlar, mecbûriyet dışında savaşmazlarken, savaştıklarında da insanları öldürmemek; tam tersine, onları ihyâ etmek için tüm yolları tek tek kullanıyorlardı. Hz. Peygamber, sulh zamanında olduğu kadar, savaşırken de rahmet peygamberi olduğunu gösteriyordu

2.3. Hz. Muhammed’in Adaletli Oluşu
Hakka yönelmek, hakkı lâyık olana vermek, haksızlıktan kaçınmak, herkese eşit davranmak anlamlarına gelen adalet sıfatı Peygamberimizde en mükemmel şekilde mevcuttu.
Peygamberimiz dünya işlerinden elini çekmiş, hayattan uzak duran bir insan değildi. O, gençlik yıllarında Mekke’de bulunan kabilelerle birlikte yaşıyor, peygamber olduktan sonra da çeşitli kabile ve milletlerle iç içe bulunuyordu. Bu kabileler zaman olmuş, boğaz boğaza gelmişler, kan dökmüşler, çarpışmışlar, savaşmışlardı. Bunların birini memnun eden bir hareket, öbürünü rahatsız ediyordu.

İşte Peygamberimiz birbirine düşman kabileler arasında hak dini yayarken onların kalplerini kazanıyor, aralarında hak, adalet, insaf ve kardeşlik filizleri yeşertiyordu. Bu uğurda pekçok zorluklarla karşılaşıyordu. Fakat zerre kadar olsun, adalet ve insaftan ayrılmıyordu.

Arapların nüfuzlu ve zengin olanları, toplum içinde kendilerine ayrı bir yer ayırır, başkalarına, özellikle kimsesiz ve fakir kimselere yaptıkları baskıların kendilerine yapılmasına dayanamazlardı.

Mahzumîlerden bir kadın hırsızlık etmişti. Kureyşliler şerefli bir kabileden olan bu kadının cezalandırılmasını istemiyorlardı. Üsâme bin Zeyd’i Peygamberimiz çok seviyordu. Onu kırmayacağını biliyorlardı. Üsame’yi araya koyarak, Peygamberimizin bu kadına ceza vermemesini ricacı için gönderdiler. Peygamberimiz, Hz. Üsame’ye şöyle buyurdu:

“İsrailoğulları bu gibi taraf tutmaları yüzünden helak oldular. Bunlar fakirlerine en şiddetli ceza verirken, nüfuzlu ve zengin olanlarına ceza vermezlerdi.”

Peygamberimiz, adaleti uygularken din farkı gözetmezdi. Hak sahibi bir Yahudi de olsa, Müslümandan hakkını alır, ona verirdi.

2.4. Hz. Muhammed’in Kolaylaştırıcılığı
Peygamberimizin ahlâkının en önemli özelliği, Allah vergisi oluşudur. O bütün güzel vasıfları, çalışıp, emek verip, bir çaba sonucu kazanmış değildir. Onun ahlâkı Allah tarafından ihsan edilmiş, ikram edilmiştir. Yüce Allah onu insanların örnek alacağı kusursuz, eksiksiz ve seçkin bir şekilde yaratmıştır.

O dünyaya gözünü açıp kapayıncaya kadar hep aynı huy ve ahlâk üzerinde yaşamıştır. Ondaki güzel vasıflar yaratılışında mevcuttu. Onu eğiten, edep ve ahlâkın en üstün özellikleriyle süsleyen Yüce Rabbidir.

İşte bundan dolayı, onu kendisine örnek kabul eden insan, onu ne kadar taklit edebilirse, o kadar istifadesi fazla olur, o nurdan aldığı feyiz, o nisbette çoğalır.

Peygamberimizin ahlâkının en belirgin özelliklerinden birisi de, insan yaratılışında var olan birbirine zıt ve ters huyları en mükemmel şekilde bağdaştırıp, bütün duyguların ideal noktasını bulmasıdır. Hiçbir şekilde aşırılığa kaçmadan, orta yola, doğruya ulaşmasıdır.

Peygamberimiz, herkesin arzu edip de bir türlü ulaşamadığı en üstün değerleri ve olgunluğu mükemmel bir şekilde hayâtı boyunca ümmetine göstermiş, bütün insanlığın gözleri önüne sermiştir.

Bazı anlar olmuş, en cesur bir fedai olarak, düşmanın kat kat üstünlüğüne hiç aldırmadan, binlerce düşmana tek başına meydan okumuştur. Ama bu halinde bile yumuşak kalpliliğini, merhametini geri bırakmamıştır.

Meselâ bir savaş sonrası, öldürülmüş olarak gördüğü düşman çocuklarına o kadar acımıştı ki, düşman da olsa çocukların öldürülmemesi gerektiğini, çünkü onların suçsuz ve Cennetlik olduklarını haber vermişti.

2.5. Hz. Muhammed’in Hoşgörüsü
Peygamber Efendimizin güzel ahlâkından birisi de affedici ve bağışlayıcı olmasıdır. Peygamberimiz kendi yakınlarına ve Sahabîlerine devamlı hoşgörülü olduğu gibi, düşmanlarını da, özellikle onlar güçsüz bulundukları ve teslim oldukları zaman bağışlamış, suçlarını affetmiş, sonunda da pek çoğunun iman etmesine vesile olmuştur.

Hz. Aişe validemizin de buyurduğu gibi, Peygamberimiz yaratılışı icabı, kendisine kötülük edene kötülükle karşılık vermez; affeder ve intikam almaya da yanaşmazdı.

Bu üstün vasıflardır ki, düşmanları tarafından bile takdir edilmiş, sevilmiş ve sevgisini onların kalbine de ulaştırarak, ebedî kurtuluşlarına vesile olmuştur.

Peygamberimiz savaş dışında, düşmanlarından kendine sığınan, teslim olan ve bağışlanmayı dileyenleri yüz üstü çevirmemiştir. Ricalarını kabul ederek affetmiştir.

Peygamberimiz kalabalık ordusuyla Mekke’nin fethi için yola çıktığı, Mekke’ye yaklaştığı ve şehre girdiği sırada, düşmanlarının pek çoğu çaresiz kalarak eline düşmüş, zelil bir vaziyette önüne yığılmışlardı. Fakat Peygamberimiz imkânı olduğu, gücü yettiği halde, rahmet Peygamberi olduğunu bir sefer daha göstermiş, düşmanlarım affetme büyüklüğünü ilan etmiştir.

Zaten Rabbi de kendisine böyle tavsiye etmiyor muydu?

“Kolaylık göster, affa sarıl, iyiliği tavsiye et, cahillerden de yüz çevir.” (Araf Sûresi, 199.)

2.6. Hz. Muhammed’in Sabrı ve Kararlılığı
Bazı güzel hasletler vardır ki, her insan onlara sahip olmak, onları kendi hayâtında yaşamak ister sabır, kanaat, cömertlik, tevazu, fedakârlık, cesaret gibi…

Çünkü bunlar ve benzeri güzel vasıflar, insana gerçekten “insan” olma özelliği kazandırır.

“Güzel ahlâk” adı altında toplanan bu güzel vasıfları “örnek insan” olarak en mükemmel şekilde yaşayan insan, Peygamber Efendimizdir (a.s.m). Onun ahlâkı o kadar yücedir ki, Cenab-ı Hak, ona hitap ederek şöyle buyurur:

“Hiç şüphesiz senin için bitmez tükenmez bir mükâfat vardır. Ve hiç şüphesiz sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem Sûresi, 3-4)

Yine Kur’ân’da Peygamberimiz için “Allah’ın Resulünde sizin için güzel bir örnek vardır” (Ahzâb Sûresi, 21) buyurularak, mü’minlerin, hayâtlarının bütün safhalarında onu örnek almaları tavsiye ve emredilir. Çünkü onun ahlâkı bizler için en güzel örnek, onun yaşayışı, halleri, sözleri ve hareketleri en mükemmel modeldir.

Peygamberimiz de, “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” buyurur ve bu özelliğini, dünyadaki göreviyle bağlantılı olarak dikkat çekip bizlere anlatmaktadır.

Dünyada kimin hayatında hüzün, elem ve keder dönemi olmaz? Fakat insanın ma­nevi olgunluğuna yakışan cevher; bir taraftan amacına ulaşma ve başarma sevin­ciyle sarhoş olup kendinden geçmemesi, diğer taraftan ise felakat ve musibetlerin acısına güler yüzle katlanması, sabırla karşı koymasıdır. İnsanın görevinin sadece çalışma ve gayret olduğuna, başarı ve başarızlığın Yüce Allah’ın elinde olduğuna kesinlikle inanmasıdır. Kur’an-ı Kerim şu âyette işte bu inceliğe işaret etmektedir:

“Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen hiçbir bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Hiç şüphesiz ki bu, Allah için çok kolaydır.” (Hadîd 57/22)

UNİTE 3 – 3.KONU Kültürümüzde Hz. Muhammed Sevgisi

Müslümanlar, Peygamberimizi ve ehlibeytini derin bir sevgi ile sevmekledirler. Bunlar, Peygamber Efendimizi ve onun ehlibeytini sevip saymayı kutsal bir görev kabul etmişlerdir. Müslümanların kalbinde Allah sevgisinden sonra en fazla yer [utan sevgi. Peygamberimize ve ehlibeytine duydukları sevgidir.

Milletimiz de Peygamber Efendimize çok büyük bir sevgi İle bağ­lıdır. Onun ismi, halkımızın, çocuklarına en fazla verdiği isimlerin basında gelir. Milletimiz, çok sevdiği askerine de Mehmetçik sıfatını vermiştir. Bu kelime. Sevgili Peygamberimizin ismi Muhammed’den dilimime uyarlanarak alınmıştır.

UNİTE 3 – 4.KONU Kültürümüzde Ehl-i Beyt Sevgisi

Ehlibeyt, kelime olarak ev halkı anlamındadır. Terim olarak ehli­beyt Peygamberimizin ailesini, damadını ve torunlarını kapsar. Kuranıkerim’de, Peygamberimizin ehlibeytinin faziletini ve üstünlüğünü belirten ayetler bulunmaktadır. Örneğin;n‘Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz… Ey ehlibeyt. Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak isti­yor. ayetleri, ehlibeytin farklı bir konuma sahip olduğunu göstermek­tedir. Peygamber Efendimiz de ehlibeytinin haklarının gözetilmesi konu­şundu uyarıda bulunmuş ve şöyle buyurmuştur: “Benim kendisine sı­ğındığım sırdaşım ehlibeytimdir. Onların kusurlularını affedin, fazi­letli olanlarına da sarılın,”

İslam alimlerinin bir kısmına göre ise ehlibeyt. Peygamberimizle birlikle onun hanımları, çocukları, damadı Hz, Ali ve torunlarıdır.Çünkü Ehlibeyt “ev halkı” anlamındadır. Dolayısıyla bu kavram, Pey­gamber Efendimizin bütün eş ve çocuklarını kapsar. Resulullahın damadı Hz. Ali de Peygamberimizin evinde yetişmiş olduğundan o da ehlibeyte dahildir.

Peygamberimizin, ilk hanımı Hz. Hatice’den altı çocuğu dünyaya girmiştir. Bu çocuklarından ikisi erkek, dördü kızdır Erkek çocuklarının isimleri; Kasım ve Abdullah’tır. Kız çocuklarının isimleri ise Zeynep, Rukiye, Ummü Gülsüm ve Fatıma’dır. Peygamberimizin, Mariya isimli hanımından da İbrahim isminde bir erkek çocuğu olmuş, Hz. Fatıma dışında bütün çocukları kendisinden önce vefat etmişlerdir.

Peygamberimiz, H k. Fatıma’yı, amcası Ebu Talib’in oğlu Hz. Ali ile evlendirmiş, bu evlilikten Hz Hasan ve Hz. Hüseyindünyaya gelmiştir.

Peygamber Efendimizin nesli de bu iki torunundan devam etmiştir Hz, Hasan’ın soyundan gelenlere şerif. Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere de seyit denilmektedir.

Hz Fatıma, Peygamberimizden altı ay sonra vefat etmiştir,Resulullahın torunları Hz. Hasan, 670 yılında Medine’de vefat etmiş, Hz. Hüseyin ise halife Yezid’in askerleri tarafından, aile halkı ve yakın çevresi ile birlikte 670 yılında Kerbela’da şehit edilmiştir,

Hz- Ali ve Fatımanın soyu
Hz. Hüseyin
Hz.Hüseyin
Ali bin ZeynelAbidin
Muhammed Bakır
Cafer-i Sadık
Musa Kazım
Ali Rıza
Muhammet Taki
Ali Naki
Hasan el Askeri
Muhammed Mehdi

Güncelleme: 26 Kasım 2016 — 15:43

2 yorum

Yorum Yap
  1. MUHAMMET KAPLAN

    bu dersten gecmek icin en az kaç dogru yapmamiz gerekiyor sinavda herkese basarilar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test Çöz | Online Test Çöz | İnteraktif Testler | © 2016 testicoz.org | Hakkımızda | İletişim | Kolay Menü | Site Haritası | Gizlilik Politikası | Yasal Uyarı | RSS