testicoz.org

Test Çöz , Online Soru Çöz , İnteraktif Testler

testicoz.org > Açık Lise Testleri > Açık Lise Konu Anlatımları > Din Kültürü 4 Konu Anlatımı
2016-2017 Müfredatına uygundur.
Din Kültürü 4 Konu Anlatımı
UNİTE 1 Ahlak ve Değer
UNİTE 1 – 1. KONU Değer Nedir Nasıl Oluşur

Değer Nedir
Bir toplumda genel kabul gören veya benimsenen her türlü duygu, düşünce, davranış ve kurala değer adı verilmektedir.

Nasıl Oluşur
Değerlerin oluşmasında, insanın doğuştan getirdiği özellikler ile içinde yaşa-dığı toplumun önemli etkileri vardır.

Davranışlara yön veren değerlerin bir kısmı, insanın fıtratında vardır. Kişi onları doğuştan getirir. Doğuştan gelen değerler dinî ve ahlaki değerlerdir. İnanma, saygı duyma, merhametli olma, yardımsever olma gibi değerler her çağda ve toplumda aynı anlamı taşır. Yalancılık, haksızlık ve zulüm de her yerde olumsuzluğu ifade eder. Din, insan ve toplum için faydalı olan değerleri ön plana çıkarmaktadır. Bu bağlamda İslam dini, evrensel değerlerin oluşmasında önemli katkılar sağlamıştır.

Genel olarak değerlerin özellikleri şöyle sıralanabilir:
a. Toplum ya da fertler tarafından benimsenen birleştirici unsurlardır.
b. Toplumun manevî ve sosyal ihtiyaçlarını karşıladığına ve fertlerin iyiliği için olduğuna inanılan ölçütlerdir.
c. Bireyin bilincinde yer alan ve davranışı yönlendiren unsurlardır.
ç. Sadece bilinci değil, duygu ve heyecanları da ilgilendiren yargılardır.

UNİTE 1 – 2. KONU Değerlerin Oluşumuna Dinin Etkisi

Toplumlar üzerinde büyük etkiye sahip olan dinler, insanın mutluluğu için onun fiillerine düzenlemeler getirmiştir. En ilkel dinlerden semavi dinlere kadar her din insanlığa bir hayat tarzı sunmaktadır. Bu hayat tarzının getirdiği bazı kurallar vardır. Bu kurallar içerisinde ahlak kuralları da yer almaktadır. Nelerin iyi, nelerin kötü olduğu, yapılması ve yapılmaması gereken hususları dinî otorite belirler ve insanların bunlara uymasını ister.

2.1.Örf ve Âdetlerin Dinle İlişkisi
Toplumda insanın hayatını düzenleyen çeşitli kurallar vardır. Bunlardan bazıları yazılı, bazıları da yazılı olmayan kurallardır. Örf ve âdetler yazılı olmayan kurallardandır.

2.2.Ahlaki Değerlerin Dinle İlişkisi
Ahlak sözlükte, huy, seciye, tabiat, mizaç, karakter anlamlarına gelmektedir. Terim olarak ise, insanın iyi veya kötü olarak nitelendirilmesine sebep olan huylarına, söz ve davranışlarına ahlak denir.

UNİTE 1 – 3. KONU Kişilik Gelişiminde Değerlerin Etkisi

Kişilik nedir?
Her insanın kendine has özellikleri, alışkanlıkları ve davranışları vardır. İnsanın kendine özgü olan, az veya çok her zaman gözlenebilen davranış ve alışkanlıklarına kişilik denir.

Kişilik oluşumu nerelerde başlar?
İnsan doğduğu andan itibaren sürekli dış dünyadan etkilenerek büyümekte ve aşama aşama kişiliğini oluşturmaktadır. Bu etkilerin en önemlisi ve başlangıç yeri ailedir. İnsan hayatı bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi safhalara ayrılmaktadır. Bebeklik ve çocukluk dönemleri kişilik gelişiminde iki önemli aşamadır. Kişiliğin temelleri bu dönemde atılır. Bu manada aile içerisinde sevgi, saygı ve merhamet gibi ahlaki değerlerin yaşanması önem arz etmektedir. Çocuğun kişiliğinin şekillenmesinde önce ailesinin, sonra içinde yaşadığı çevrenin ve aldığı eğitimin önemi büyüktür. Bu şekilde insanın gelişim devrelerinin her birinde onu etkileyecek ve kişiliğini temellendirecek değerler oluşur.

UNİTE 1 – 4. KONU Toplumu Birleştiren Temel Değerler

4.1. Vatan ve Ülkü Birliği
Bir milletin bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı, can, mal, namus gibi maddi ve manevi değerlerini koruyup yaşattığı, sınırları belli olan toprak parçasına vatan denir.

4.2. Bayrak ve İstiklâl Marşı
Bayrak, bir milletin özgürlüğünün, bağımsızlığının ve egemenliğinin sembolüdür. Bayrak olmadan bağımsızlıktan söz etmek mümkün değildir. O dalgalandıkça bağımsız bir devlet olduğumuzun bilincine varırız.

4.3. Hürriyet ve Bağımsızlık
Toplumu birleştiren temel değerlerden biri de hürriyet ve bağımsızlıktır. Her toplum özgür bir ülkede yaşamak ister. Bağımsızlık bizim milletimiz için daha da önemlidir.

4.4. İnsan Haklarına Saygı
İnsanlar, tarihin her döneminde özgürce ve insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamak istemiştir. Günümüzde bu konu insan hakları olarak ifade edilmektedir. İnsan haklarını, diline, dinine, ırkına, cinsiyetine, milliyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın insana, insan olduğu için tanınan haklar şeklinde tanımlamak mümkündür. Diğer bir ifade ile insan hakları, bütün insanların sadece insan olmalarından dolayı sahip oldukları haklardır.

4.5. Millî Seciye Kavramı ve Atatürk
Seciye, yaratılış, huy, karakter gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Her insanın kendine özgü, farklı bir huyu, karakteri olduğu gibi milletlerin de kendine özgü, farklı karakterleri vardır.

UNİTE 2 Din ve Laiklik
UNİTE 2 – 1. KONU Din Bireyi Esas Alır

Din neden bireyi esas almaktadır?
İnsan, hem maddi hem de manevi yönü olan bir varlıktır. Maddi yönü açısından havaya, suya ve gıdaya ihtiyaç duyduğu gibi, manevi yönü açısından da mutlu ve sevinçli olmaya ihtiyacı vardır. İnanma da insanın doğasında (fıtratında) olan manevi bir ihtiyaçtır. İnsan, doğuştan kendisinde var olan inanma duygusundan dolayı yüce bir yaratıcıya inanma ihtiyacı hisseder.

UNİTE 2 – 2. KONU Laikliği Doğuran Nedenler

Laiklik ne demektir?
Laiklik, Fransızcadan dilimize geçmiş bir kelimedir. Terim olarak, din işleri ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması demektir. Devletin, din ve vicdan hürriyeti konusunda tarafsız olması, tüm inançlara eşit mesafede durması anlamına gelmektedir.

Laiklik nerede ve nasıl ortaya çıkmıştır?
Laiklik, ilk olarak Hristiyanlığın yaygın olduğu batı ülkelerinde ortaya çıkmıştır. Orta Çağ’da Avrupa’daki Hristiyan toplumlarında dini temsil eden kilise, hayatın her alanında söz sahibi idi. Günlük işlerden bilimsel araştırmalara kadar hemen hemen her şey kilisenin ve din adamalarının otoritesi altında tutuluyordu. Kilisenin koyduğu kurallar kanun olarak görülüyordu. Hatta kilise merkezli düşüncelere karşı olanlar işkencelere maruz kalıyor, daha ileri gidenler de kilise tarafından Hristiyanlık dininden çıkartılarak aforoz ediliyordu. Bunun sonucu olarak da din adamları toplumda ayrıcalıklı ve üstün bir sınıf konumuna yükselmişti. Halk, kilisenin bu geniş yetkilerinden şikâyet ediyor, din adamlarının baskılarından kurtulmak istiyordu. İşte laiklik, Batı ülkelerinde kilisenin bu baskıcı tutumuna bir tepki olarak doğmuştur.

Ülkemiz laiklikten nasıl etkilenmiştir?
Laiklik, 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devletini etkilemeye başlamıştır. 1839 Gülhane Hattı Hümayunu’nda ilk kez din ve vicdan hürriyeti ilkesi yer almış, 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı’nda laiklik ilkesi, din ve vicdan özgürlüğü kapsamında yorumlanmıştır. Laikliğin benimsenmesine yönelik çabalar, cumhuriyet Dönemindede devam etmiştir. Osmanlı Devletinin yıkılmasından sonra kurulan Türkiye cumhuriyeti laiklik ilkesini benimsemiştir. Bu kapsamda, 1922’de saltanat, 1924’te halifelik kaldırılmıştır. Halifeliğin kaldırılması ile yeni devletin yönetiminde din ile devlet işleri birbirinden ayrılmıştır. Böylece devlet yapısının laikleştirilmesi için önemli adımlar atılmıştır. 1928’de yapılan düzenleme ile Anayasa’dan devletin dinini belirleyen bölüm çıkarılmış, 1937 yılında laiklik ilkesi, devletin temel niteliklerinden biri olarak Anayasa’ya eklenmiştir. 1961 Anayasası laikliği daha sağlam güvencelere almış, 1982 Anayasası da bu ilkeleri korumuştur.

Laikliğin temel amaçlarından bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:
a. Herkesin din ve inanç hürriyetini güvence altına almak
b. Herkesin kanun önünde eşit olmasını sağlamak
c. Dinin istismar edilmesine müsaade etmemek
ç. Dinde ruhbanlık anlayışının oluşmasını önlemek
d. Hukukun üstünlüğünün kabul edildiği demokratik bir devlet kurmak
e. Bilimsel çalışmaların ve teknolojik gelişmelerin önünü açmak
f. Devletin din ve mezheplere karşı tarafsız davranmasını sağlamak

UNİTE 2 – 3. KONU Laik Devlet

Laik devlet ne demektir?

Sınırları belli bir toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasi bakımdan teşkilatlanmış millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlığa devlet denir. Laik devlet ise, laiklik ilkesini benimsemiş devlet yönetimi demektir.

Bir toplumda, fertler istedikleri inancı veya düşünceyi benimseyebilir, istedikleri dine de inanabilir. Devletin vatandaşları arasında farklı inançlara sahip birçok kişi bulunabilir. Laik devlet böyle farklı etnik ve dinî yapıya sahip bir toplumun tamamını güvence altına alır.

Laik devlet, din hürriyetini ana ilke olarak kabul eder. Herkese dinini seçme ve onun gereklerini yerine getirme serbestliği tanır. Bununla birlikte inancının gereğini yerine getirmeyenlere ve bir inanca sahip olmayanlara da dayatma yapılmasını engeller.

Laik devletin resmi bir dini yoktur. Devlet belli bir dinin kurallarını vatandaşlarına zorla benimsetmez ve uygulatmaz. Laik devlette insanlara bir dinin zorla benimsetilmesi söz konusu olmadığı gibi inandığı dinin gereklerini yerine getirmek isteyenlere de imkân sağlanır.

UNİTE 2 – 4. KONU Laiklik Din ve Vicdan Özgürlüğünün Güvencesidir

Her insanın yaşama, barınma, eğitim alma, sağlık hizmetlerinden yararlanma gibi temel hakları vardır. Din ve vicdan özgürlüğü de bu temel hakların başında gelir.

Din ve vicdan hürriyeti ne demektir?
Din ve vicdan özgürlüğü, vatandaşların istedikleri düşünceye ve inanca sahip olmalarını ifade eder. Bu özgürlük, hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan kendi hür iradeleriyle tercihte bulunmaları, istedikleri dini benimsemeleri ve o dinin gereklerini yerine getirme hakkına sahip olmalarıdır. Din ve vicdan özgürlüğü, her insanın en doğal hakkı olduğu gibi, laikliğin de bir gereğidir. Bu durum, ülkemizde Anayasa ile güvence altına alınmıştır.

UNİTE 2 – 5. KONU Atatürk’in Laiklik Anlayışı

Atatürk’ün laiklik anlayışı, asla dinsizlik veya din karşıtlığı değildir. Aksine ona göre laiklik, sahte dindarlıkla ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesini sağlamaktadır.

Atatürk bu konu ile ilgili şöyle demiştir: 
“Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış Doğu kavimlerinin tutucularından başka kimse olamaz.”

UNİTE 3 İslamiyet ve Türkler
UNİTE 3 – 1. KONU Türklerin Müslaman Oluşu

Türkler, Müslüman olmadan önce tarihi süreç içerisinde çok çeşitli dinlere mensup olmuşlardır. 5 ve 6. yüzyıllarda Budizm, Zerdüştlük, Manihaizm ve Hristiyanlık gibi dinleri benimsemişlerdir. Türkler, daha sonraki tarihi süreçte Gök Tanrı inancına sahip olmuşlar ve bu inancı Müslüman oldukları döneme kadar muhafaza etmişlerdir.

Türklerin benimsedikleri Gök Tanrı inancının temel esasları şunlardır:
a. Bir ve tek olan Gök Tanrı vardır.
b. Tanrı yaratan, yaşatan ve koruyandır.
c. Dünya hayatından sonra sonsuz bir hayat vardır.
ç. Dünyada iyilik edenler öldükten sonra bunun karşılığı olarak iyi bir yere gidecekler ve sonsuz olarak yaşayacaklardır. Aynı şekilde kötülük edenler de cezalarını çekecekleri bir yere gideceklerdir.

Türklerin İslam dinini benimsemesinde etkili olan sebepler
a. İslam dininin hak ve gerçek din olması
b. İslam medeniyetinin üstünlüğü ve yüceliği
c. Müslüman tüccarların dürüstlüğü
ç .Tasavvuf eğitiminden geçmiş dervişlerin yaşayışları
d. İslam dininin hoşgörü ve sevgi anlayışı
e. İslam dininin Türklerin mizacına uygun oluşu
f. Gök Tanrı inancı ile İslam dininin benzerlikleri

UNİTE 3 – 2. KONU Türklerde İslam Anlayışında Etkili Olan Şahsiyetler

• Ebû Hanife
• Maturidî
• şafiî
• Eş’arî
• Ahmet Yesevî
• Ahî Evran
• Hacı Bektaş Veli
• Mevlana
• Yunus Emre
• Hacı Bayram Veli

Güncelleme: 26 Kasım 2016 — 15:41

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test Çöz | Online Test Çöz | İnteraktif Testler | © 2016 testicoz.org | Hakkımızda | İletişim | Kolay Menü | Site Haritası | Gizlilik Politikası | Yasal Uyarı | RSS