testicoz.org

Test Çöz , Online Soru Çöz , İnteraktif Testler

testicoz.org > Açık Lise Testleri > Açık Lise Konu Anlatımları > Din Kültürü 1 Konu Anlatımı
2016-2017 Müfredatına uygundur.
Din Kültürü 1 Konu Anlatımı
UNİTE 1 İnsan ve Din
UNİTE 1 – 1. KONU İnsanın  Evrendeki Konumu

Evren ne demektir?
Evren denilince; yer, gök, gezegenler, ay, güneş, yıldızlar dâhil canlı-cansız bütün yaratıkların oluşturduğu varlıklar âlemi akla gelir.
Evrendeki her şey Allah tarafından belirli bir ölçüye göre yaratılmıştır
Allah, evrende var olan her şeyi belli bir ölçü (Furkan suresi, ayet 2) ve düzene göre yaratmış, onların yaratılışını birtakım amaç ve hikmetlere dayandırmıştır. O, boş ve yersiz hiçbir şey yaratmamıştır.(Hicr suresi, 85)

Varlıkşar Alemi 
Görünen 
Uzay – Hayvan – Bitki
Görünmeyen 
Melek – Cin – Şeytan

Varlıklar âlemini görünen ve görünmeyenler olmak üzere iki kısma ayırabiliriz.

a.Görünenler; gökyüzünde güneş, ay, yıldızlar, yeryüzünde insanlar, hayvanlar, ağaçlar, bitkiler, dağlar, denizler vb. varlıklardır. Bu varlıkların her birinin kendine özgü bir yapısı, şekli ve yaşam biçimi vardır.

b.Görünmeyenler; gözümüzle göremediğimiz, fakat varlığını dini kaynaklardan öğrendiğimiz varlıklardır. Melekler, cinler ve şeytan bunlardandır. Bizler görmesek de onların var olduğuna inanırız. Çünkü bu varlıkların nitelikleri, görevleri ve niçin yaratıldıkları gibi konularda Kutsal Kitabımız Kur’an’da bilgiler verilmektedir.
İnsanın Evrendeki Konumu
İnsana niçin küçük âlem denilmiştir?
Evreni yaratan Allah, dünyayı üzerinde yaşanabilir bir konuma getirdikten sonra, evrendeki bütün varlıkların özelliklerini taşıdığı “küçük alem” olarak nitelenen insanı yaratmıştır. Ruh ve bedenden oluşan bir varlık olan insan, dünyadaki varlıklar içerisinde çok boyutlu ve karmaşık bir yapıya sahiptir. İnsanın bu yapısı çeşitli bilimlere konu olmuştur. Örneğin; biyoloji organizmasıyla, psikoloji iç dünyasıyla, sosyoloji diğer insanlarla ilişkisiyle, antropoloji de gelişimi ile ilgilenmektedir.
İnsan yeryüzündeki varlıklar içerisinde ayrıcalıklı, üstün ve değerli bir varlıktır
Kur’anıkerim insanı bütün varlıklardan farklı bir biçimde ele almakta ve insana büyük değer vermektedir. İnsanın yaratılışı ve özellikleri ile ilgili ayetleri incelediğimizde insanın, yeryüzündeki varlıklar içerisinde ayrıcalıklı, üstün ve değerli bir konuma sahip olduğunu görürüz. Kur’an’da geçen “Biz, gerçekten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık”(İsra suresi, ayet 70) ayeti de insanın üstün ve değerli bir varlık olarak yaratıldığını belirtmektedir.
İnsan niçin değerli ve üstün bir varlıktır?
Esasında insanın üstünlüğü, onun yaratılışında cereyan eden olaylarla ortaya çıkmaktadır. Allah’ın halife olarak yarattığı insana meleklerin itirazı, Allah’ın melekleri denemesi, insanla karşılaştırması ve insanın üstünlüğünün ortaya çıkması ile son bulmuştur. Bu üstünlük Hz. Adem’e bütün isimlerin öğretilmesi, kısaca ona verilen öğretim ve bilgidir.(Bakara 30-34) Yani insanda ortaya çıkan ilk üstünlük onun yeryüzünde Allah’ın temsilcisi (halife) olması ve bunun gerektirdiği, dünyaya hakim olmasını sağlayan ilim ve bilgeliğin kendisinde var olmasıdır. Bu üstünlük meleklerce kabul edilmiş ve onların Hz. Adem’e secde etmeleri ile neticelenmiştir.(Bakara suresi, 34)
İnsan yeryüzünde Allah’ın halifesidir
İnsan yeryüzünde Allah’ın halifesidir. Yüce Allah Kur’an’da “… Sonra da şekillendirip kendi ruhundan ona üfleyen Allah’tır.” (Secde 9) buyurmaktadır. İşte insanı diğer bütün varlıklardan ayıran ve şerefli kılan bu “ilahi ruh”tur. İnsan böyle bir ilahi kaynağa sahip olduğu için Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. (Bakara suresi, ayet 30; En’am suresi, ayet 165) Halife vekil, başkasının yerine iş gören, temsilci olan kimse demektir. İnsanın Allah’ın halifesi olarak yaratılmasının nedeni, Allah’a kulluk etmek, dünyada onun dilediği biçimde yaşamaktır. Yüce Allah Kur’an’da “Ben ….İnsanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”(Zariyat suresi, ayet 56) buyurarak, insanın yaratılış amacını açık bir şekilde belirtmektedir.

İnsanı yeryüzündeki diğer varlıklara üstün kılan özellikleri

  • İnsan yaratılmış varlıkların en üstünü(eşrefi mahlukat)dür. Çünkü insan, akıllı ve düşünen bir varlıktır. Aklı ve düşüncesi ile iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, faydayı zarardan ayırt eder. Çevresinde olup bitenleri anlar ve değerlendirir. Öz varlığının bilincindedir. Yani yaratılışını, kainatın niteliğini bilir. Kendisi ile kainat arasındaki ilişkinin nasıl olduğu ve nasıl olması gerektiğinin bilincindedir. İradesini kullanarak da davranışlarını kontrol eder ve iyiye, güzele yönlendirir.
  • İnsan, bilen ve öğrendiklerini kavrayan bir varlıktır. Kur’an’ın ilk inen ayetlerinde insanın bilen bir varlık olduğu vurgulandığı gibi, meleklerden üstünlükleri hatırlatılırken bu yönüne dikkat çekilmiştir. O, öğrendiklerini konuşarak ve yazarak başkalarına aktaran bir varlıktır.
  • İnsan, teklife muhatap, özgür bir varlıktır. Onun Yaratıcıdan bir mesaj alabilmeye layık görülmesi, yani vahye muhatap kılınması kendisine verilen üstünlüğün ve değerin bir göstergesidir. Ayrıca davranışlarında özgür bir varlıktır. Allah insana iyiyi, kötüyü bildirmiş,(Şems 8) onu seçimlerinde serbest bırakmıştır. O, insanı belli bir şekilde davranmaya zorlamamış, ona dilediğini yapma hürriyeti vermiştir. Kur’an’da “Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik; ister şükreder, ister nankörlük eder”(İnsan suresi, ayet 3) buyrulmaktadır.
  • İnsan sorumlu bir varlıktır. Özgürlük ve seçme hakkı insanın sorumlu olma zorunluluğunu da beraberinde getirmektedir. Başka bir ifadeyle insanın sorumluluğu hür bir iradeye sahip olmasının bir sonucudur. Bundan dolayıdır ki, Kur’an’a göre insan kendi yaşayışından sorumlu tek varlıktır. “O gün kişi önceden yaptıklarına bakacaktır.” (Nebe suresi, 40) Hatta sadece kendi yaşayışından değil, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olması sebebiyle dünyada ilahi mesajın gereklerini yerine getirmekle de sorumludur.

İnsan, inanan ve dini boyutu olan bir varlıktır. Onu diğer varlıklardan ayıran temel özelliklerinden birisi de inanan bir varlık olmasıdır. İnsan, düşünme ve bilme yeteneği sayesinde kendi öz benliğini, çevresini ve Rabb’ini tanır. Böylece inanan bir varlık haline gelir. Onun temel görevi Allah`ı tanımak, ona kulluk etmek, insani ve ahlaki değerlere bağlı kalarak yaşayıp sonsuz hayata hazırlanmaktır.

  • İnsan yapıcı ve üretici bir varlıktır. En küçük şehirlerden dev sanayi ürünlerine, güzel sanatlardan mimariye kadar pek çok şey meydana getirir. Bu merakı sayesinde tabiatı ve kendisini keşfeder. Bu gün ulaşılan teknolojik gelişmenin ve sosyal ilimlerin temeli insanın tabiatı ve kendisini merak etmesine dayanır.

Özetle İslam’a göre insan akıllı, düşünen, irade sahibi, özgür, sorumlu, bilen, inanan bir varlıktır. Aynı zamanda Allah’ın yeryüzündeki halifesi ve yaratılmışların en üstünüdür.

İnsanı Diğer Canlıdan Ayıran Temel Özellikler 
Akıllı
Öğrenen
İrade Sahibi
Sorumlu
İnsan

UNİTE 1 – 2. KONU İnsanınDoğası ve Din

İnsan, evrendeki diğer varlıklara göre farklı yaratılmıştır. İnsanın maddi (beden) yönüyle beraber bir de manevi (ruh) yönü vardır. Esasen insanı di­ğer varlıklardan ayıran en belirgin özelliği bu yönünün olmasıdır. Bu sayede insan, kendisine ait bir iç alem oluşturur ki buna “karakter” veya “şahsiyet” de denilir. insanın bu özelliği, onun çevresinden etkilenmesine neden olur. Böylece insan; çaresizlik, korku, hastalık, yalnızlık, felaketler karşısında kendisine bağlanacağı ve yardım isteyeceği bir sığınak ,arar. işte bu nokta­dan itibaren insanın imdadına din duygusu karşılık vermektedir. Yani insa­nın manevi yönünü rahatlatan bu duygu, din duygusudur.

İnsanın maddi (beden) ihtiyaçlarını karşılamak nasıl gerekli ise, manevi (ruh) ihtiyaçların karşılamak da o kadar önemlidir. Bu, insan için bir denge­dir. insanın her yönüyle sağlıklı olması için bu denge son derece önemlidir. Bundan dolayı insanın iç alemini rahatlatacak olan yegane kurum ise dindir. insan için bu inkar edilemez bir gerçektir.

Dinin kaynağı Allah’tır. ilahi bir temele dayanmayan, kuralları insanlar ta­rafından konulmuş olan sistemler gerçek din olamazlar. Çünkü dinleri biz­lere, Allah tarafından insanlar arasından seçilip görevlendirilen pey­gamberler tarafından ulaştrnrlar. Allah’ın elçisi olan bu seçkin insanlar, vahiy adı verilen çok özel bir metotla Cebrail vasıtasıyla Allah’tan aldıkları ilahı buyrukları insanlara iletirler. Buna göre din; Allah’ın melek aracılığı ile peygamberlere ulaştırdığı. peygamberlerin de insanlara anlattığı, amacı dünyada ve ahirette mutluluğu sağlamak olan ilahi kurallar”, de­nir. Güvenme, bağlanma ve sığınma duyguları insanda öylesine derindir ki hiçbir güç ve kuvvet bunları silip atamaz. Bu nedenle tarihin hiçbir dönemin­de dinsiz bir topluluk olmamıştır. insanlık tarihi boyunca istisnasız bütün in­sanlar şu veya bu şekilde bir varlığa mutlaka inanmışlardır. Şüphesiz kendi­sine sığınılıp bağlanılacak en mükemmel ve en yüce varlık kainatın yaratı­cısı olan Yüce Allah’tır.

UNİTE 1 – 3. KONU Dinin İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi

insana hitap eden ve İnsan için var olan din, tarihin hiçbir döneminde or­tadan kalkmayan sağlayan bir kurumdur. Tarih boyunca dinsiz bir toplum as­la olmamıştır. insanlık tarihinin her döneminde din, canlılığını korumuş dina­mik bir güç olmuştur. Bundan dolayı insan hayatının en temel ihtiyacı ve ay­rılmaz bir vasfı haline gelmiştir.

Din, insanlık tarihinin başından beri var olmuş çok kuvvetli ve köklü bir ol­gudur. ilk insan Hz. Adem’i yaratılmasıyla beraber, din de var olmuştur. Çünkü yüce Allah, insanların dünyada nasıl davranmaları gerektiğini dini ku­rallar yoluyla bildirmiştir. O hak din, insanlık tarihi kadar eskidir. Bu neden­le diyebiliriz ki din, tarihin bütün devirlerinde ve bütün toplumlarda her za­man var olmuş ve tarih boyunca varlığını sürdürmüştür. Ayrıca din, insanlı­ğın vazgeçilmez bir gerçeğidir.

Dinin Fert ve Toplum Hayatındaki Yeri Ve Önemi

1. Din, akıl ve irade sahibi insanlara hitap eder. Akıl hastalarının ve mü­kellef çağına gelmemiş çocukların dinı sorumlulukları yoktur.
2. Dinin amacı, insanları dünyada ve ahirette mutluluğa ulaştırmaktır
3. Din, gönüllü ve içten gelen samimi duygularla bağlanma esasına da­yanır
4. Din, insanı içten ve dıştan kuşatan manevi bir değer ve disiplindir.
5. Din duygusu ve buna bağlı olarak ibadetler, insanı anlamsız ve zarar ­ve kuruntulardan uzaklaştırarak iç huzur verir.
6. Din ; diğer varlıklara nazaran insana akıl ve irade sahibi olduğunu hatırlatarak maddenin ve nefsinin esiri olmasını engeller
7. Din, hayatımıza anlam katan ‘en saygın ve en üstün değerlerden biri­dir. insanoğlu yaratıldığı günden beri kendi kendine; “Ben kimim?”, “Beni kim yarattı?”, “Beni niçin yarattı?”, “Nereden geldim ve nereye gidiyorum?”; insanı diğer tüm varlıklardan farklı yaratan yüce Allah, ona ihtiyaç duydu­ğu her türlü imkanı ve fırsatı da vermiştir. ilk insan Hz Adem ile beraber, in­sanın neye, nasıl inanacağını da öğretmiştir. Esasen yüce Yaratıcı, insanı hiçbir zaman bilgisiz bırakmamıştır. Çeşitli zamanlarda gerek duydukça in­sanlar arasından seçtiği seçkin elçiler aracılığı ile insanlara doğru inancı ve doğru yolu bildirmiştir. Zaman içerisinde insanlar, Allah’tan gelen bu doğru inanma ve uygulama biçimlerini çeşitli nedenlerden dolayı ya değiştirmişler ya da kaybetmişlerdir. Böylece inanma biçimlerinde farklılıklar meydana gel­miştir.

8. insan, yapısı itibariyle dine muhtaçtır. Çünkü insan ruh ve bedenden ibarettir. Şüphesiz insanın ruhi ihtiyaçlarını karşılayan en sağlam müesse­se dindir. Hiçbir kurum veya olgu insandaki bu doğuştan gelen duyguyu tatmin edemez. Eğer insanın inanma veya din ihtiyacı sağlıklı bir şekilde karşılanmazsa, zamanla hem ferdin hem de toplumun bünyesinde kapan­ması zor yaralar açılır. Birçok ilkel ve sapık inanma ve tapınma tarzları or­taya çıkar

9- Din, insanı iyilik yapmaya sevk ettiği gibi kötülüklerden de uzak tutar. Dini inanç ve uygulamalar, insanın irade ve karakterini güçlendirir. içgüdüle­rine, sıradan ve basit arzularına esir olmaktan kurtarır. Kötülüklere karşı mü­cadele etmede güç ve cesaret verir. Böylece kişinin gönlünde ve vicdanın­da manevi bir otorite olarak yerleşen Allah sevgisi ve korkusu, her zaman ve her yerde insanın dikkatli ve temkinli davranmasını sağlar. Bu da insan sadece Allah’a karşı boyun eğmeye yönlendirir

10. Din, bütün insanları saygın ve kardeş ederek fert ve toplumu kutsal duygu, ortak bilinç ve amaç etrafında birleştirir. Bu manevi değerler, insan­ların kolayca kaynaşıp anlaşmasını sağlar. Dolayısıyla toplumda mal, mülk, makam, mevki, şan, şöhret, ırk, renk gibi bütün farklılıklar silinerek sevgi, saygı, hoşgörü, kardeşlik, birlik, beraberlik gibi duygular yaygınlaşır. Bütün bunlar da fert ve toplumdaki eşitsizlikleri, düşmanlıkları, kıskançlıkları orta­dan kaldırarak barış ve sevginin hakim olmasını ‘sağlar

UNİTE 1 – 4. KONU İnanmanın Çeşitli Biçimleri

İnanmak, insanın iç dünyası ve rızasına bağlı bir davranıştır. Bu ey­lemin “neden”lerini ve “niçin”lerini kişinin kendisinden başka kimsenin bilme­si mümkün değildir. Tamamen insan ruhunun ve kişisel tercihlerin meylet­mesiyle oluşur. Bu sebeple insanlık tarihi boyunca çeşitli inanma biçimleri ol­muştur. Bunların bir kısmı doğru ve isabetli olmakla beraber, bir kısmı da yanlış ve isabetsiz olmuştur.

Her millet içinde mutlaka bir peygamber gelip geçmiştir. Ayrıca bir başka ayette de şöyle demektedir: “Her ümmetin bir peygamberi vardır.” Buna göre insanoğlu, tarihin hiçbir zaman diliminde gerçek iman ve bilgiden mahrum kalmamıştır. Ne yazık ki bu gerçeğe rağ­men insanlar zaman içinde vahye dayanmayan birtakım yanlış ve sapık inançlara da kapılmışlardır.

İnanç biçimleri bugüne kadar çok farklı şekillerde sınıflandırılmıştır. Gü­nümüzde din alanında araştırma yapanlar genellikle dinleri ilah (Tanrı) kavramı açısından ele alarak sınıflandırmaktadırlar. Buna göre farklı biçimlerde tezahür eden inanma biçimlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

A- TEK TANRICILIK (MONOTEİZM):

Mono, bir ve tek, teizm ise tanrıcılık demektir. Buna göre monoteizm, bir ve tek Allah’a inanma biçimidir. Bu inanç biçimi, evrenin ve içindeki her şe­yin yoktan yaratan mutlak bir Yaratıcıyı ve O’nun her şeye hakim olduğunu kabul eder. Şüphesiz bu güç ve kudret sahibi yaratıcı Allah’tır. O’nun gücü her şeye yeter. Allah, işiten, gören, bilen, ezeli (başlangıçsız) ve ebedi (son­suz) olan, zamanı ve mekânı olmayan yüce ve aşkın bir varlıktır. Var oluşu­muzun sebebi ve kaynağıdır.

Vahye dayalı bütün dinlerde Tek tanrı (monoteizm) inancı vardır. Tek tanrı inancına sahip dinler; Yahudilik, Hrıstiyanlık ve İslam’dır. Ancak zamanla bu inanç bozulmuş, yerine birtakım beşeri inanç biçimleri ortaya çıkmıştır. Bununla beraber, bütün dinler arasında Allah inancını en saf. ve en sade şekliyle koruyan İslam olmuştur. Çünkü İslam, getirdiği “Tevhit” anlayışı ile Allah’ın bir ve tek olduğunu, eşi ve benzeri olmadığı, doğmadığı, doğurma­dığı, hiçbir şeye muhtaç olmadığını, kendisine ait isim ve sıfatlarının bulun­duğu görüşünü hakim kılmıştır. Dolayısıyla Allah ile insan arasındaki mesafe, Yaratan ile yaratılmış bilinciyle muhafaza edilmiş, ne insan tanrılaştırıl­mış ne de Allah .insanlaştırılmıştır.

İnanma biçimi vahye dayalı olmasına rağmen Yahudilik ve Hrıstiyanlık, özlerindeki saf bir tek tanrı anlayışını koruyamamışlardır. Yahudilikteki “Tek­tanrı”, millileştirilip sadece Yahudilere hasredilmiş ve insanı sıfatlarla nitelendirilmiştir. Hıristiyanlıktaki “Üçleme (Teslis)”, tek tanrı şeklinde yorumlan­mış, Hz. İsa ilahlaştırılmış, Allah da insani özellikler taşıyan bir hal almış ve yücelik vasfını kaybetmiştir.

B- ÇOK TANRICILIK (POLİTEİZM)
Politeizm, çok tanrıcılık demektir. Monoteizm’in zıddıdır. Bu inanç biçimi­ne göre, evrende birden çok ilah vardır. Eski Yunan, Mısır ve Roma dinleri çok tanrılı dinlerdendi. Birçok ilahiyatçı, sosyolog ve filozofa göre, zamanla insanlar peygamberlerin getirdikleri dinleri unutarak veya terk ederek yanlış inanma biçimlerine kapılmışlardır. Bu sebeple ortaya çıkardıkları dinler de oldukça ilkeldir. Bazı insanlar, canlı cansız bütün varlıklarda kutsal bir ruh bulunduğuna inanmışlar ve bu ruhlara tapınmaya başlamışlardır. Böylece Ruhçuluk (Ani­mizm) denilen bir din ortaya çıkmıştır. Yine bazı insanlar; güneş, yıldız, yağ­mur, şimşek, toprak vs gibi tabiat olaylarını ve kuvvetlerini ilahlaştırmışlar ve tabiatçılık (Natürizm) inancının doğmasına sebep olmuşlardır. Sonra bu gibi kuvvet!er şekillendirilmiş. ve putlaştırılmıştır. Bunun neticesinde de Totem­cilik (Totemizm), Fetişçilik (Fetişizm) ve Putçuluk (Paganizm) dinleri ortaya çıkmıştır. Bütün bu dinlerin hepsi çok tanrılı (politeist) bir din anlayışına sa­hiptirler. Oysa Yüce Allah tarafından bir peygamber aracılığı ile gönderilen ve kutsal bir kitabı veya metni olan dinlerin hepsi, çok tanrıcılık düşüncesi­ne karşı çıkmışlar ve Allah’ın birliğini (Tevhidi) anlatmışlardır.

C- GİZEMCİLİK (GNOSTİZİM)
Gnos; bilgi, yüksek ilim demektir. .Gnostizm ise; bilinebilirlik, bilinircilik demektir. Fakat bu bilgi, bilimsel bilgiden ayrıdır. İslam alimleri bu tür bilgiye “marifet” veya “arifane” demeyi uygun bulmuşlardır. Esasen ilim, genel nite­likteki bilgileri; marifet ise, özel ve ayrıntılı bilgileri ifade eder. Buna “dini sır­ların yüce bilgisi”, “gizli bilgi” veya “vahiy ya da ilham edilmiş bilgi” demek de mümkündür. Başka bir ifade ile, gnostik bilgide bir gizemlilik ve kendiliğinden var olma gibi bir durum söz konusudur.Herkesin elde edeceği bir bilgi değildir. Ruhları yüksek bazı kimselere mahsustur.
Müslüman alimlerden “marifet”e önem verenler olmuştur. Ancak hiçbir zaman bu tür gizemli ve mistik bilginin vahiyden üstün olduğunu iddia etme­mişlerdir. Marifetin mümkün olduğunu kabul etmişler, ama ilimsiz marifeti de imkansız görmüşlerdir. Çünkü bu tür özel bilgilerin temelinde, bilimsel bilgi­ olması gerektiğini savunmuşlardır.
Gnostizmi felsefi bir akım gibi algılayanlar, elde ettikleri bu tabiat üstü bil­giyi dini kaynaklardan daha üstün kabul etmişlerdir. Bu akım, insanların tek­rar bedenen dirilemeyeceğine inanır. Onlara göre, kötülüklerin nesilden. ne­sile devam etmemesi için evlenmemek daha doğrudur. Bu tür inanma biçim­leri İslam düşüncesi içinde asla yer almamıştır. Bunlar vahye aykırı, yanlış düşüncelerdir. Çünkü ne Yüce Allah’ın ne de O’nun kutlu peygamberlerinin söylediklerine uymaz

D-BİLİNEMEZCİLİK (AGNOSTİSİZM)
Gnostisizmin zıddıdır. Agnostisizm düşüncesine göre, insan aklı ve zihni­nin hiçbir şeyi bilmesi mümkün değildir. İnsan, evrendeki nesnelerin ve olay­ların ilk sebepleri ve son gayeleri gibi metafizik gerçekleri asla bilemez. Buna Yüce Allah da dahildir. Bu nedenle insan aklının ve zihninin(reel) gerçek bir değeri yoktur. Objektif bir bilgi ve metafizik (fizik ötesi) mümkün değildir­

Sahip olduğumuz veya elde edeceğimiz bilgiler, varlık hakkındaki problemlerimizi çözmeye yetmez.
Aklı sınırlı olan insan, varlık karşısında çaresizdir. Dôlayışıyla,:Allahın varlığını veya yokluğunu bilmesi mümkün değildir. Bu insanın şüpheci tavırlar sergilemesine neden olmaktadır. Agnostiklere göre bilgi edinmenin imkansız olmasıdır. Çünkü insanın bilgi edinmesini engelleyen bir çok engeller ve çaresizlikler vardır Felsefi bir akım olan agnostisizm (bilinmezcilik ) düşüncesi özellikle Allah hakkındaki bilginin duyularımızla algılanamayacağını iddia eder. Çünkü AI­lah, duyusal deneyimlerimizin dışındadır. Dolayısıyla Allahı duyularımızla algılayamayacağımız için var olup olmadığı konusunda bir yargıya varmamız mümkün olamaz. Görüldüğü gibi agnostisizm,’ doğrudan Allah’ı inkar edip reddetmemektedir. O’nun hakkında bilgi edinmenin olduğunu söyleyerek Allah ile ilgili herhangi bir yargıya varamayacağını iddia etmek­tedir.

Vahye dayanmayan bu akım da doğruya isabet ettirememiştir. Zira vahiy ürünü olan din, gerçek varlığın bilgisine ulaşılamayacağını kabul etmekle beraber, ulaşılsa da bu, bilgi ve akıl ile değil, iman ile mümkün olacağını söylemektedir

E . TANRI TANIMAZLIK (ATEİZM)
Allah’ın varlığını inkar eden görüşe ateizm denmektedir. Felsefi bir akım olan bu düşünce Allah’!, ruhu inkar ederken alemin tesadüfler sonucu birta­kım kombinezonları ile meydana geldiğini kabul ve iddia eder. Tabiat olayla­rının izahında hiçbir neden tanımaz. Daha geniş anlamıyla Allah’ı yaşamına dahil etmeyen, hatta bunun gereğini bile duymayan görüş olarak ifade edil­mektedir. Bu anlamıyla ateizm, dini inançsızlığa ve dini olan tüm değerler ile dinlerin hepsine karşı olmak demektir. Bu akımın temeli ve kaynağı materyalizmdir (maddecilik). Pozitif bilim­lerin gelişmesi ateizme büyük destek sağlarken, bazı aydınlar arasında bir moda salgını gibi yayılmıştır. En belirgin olarak Marksizm’de ortaya çık­mıştır.

UNİTE 2 Temizlik ve İbadet
UNİTE 2 – 1. KONU İSLAM’DA İBADET ANLAYIŞI
ibadet; sözlükte, Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına itaat etmek ve kullukta bulunmak anlamlarına gelmekledir. Terim olarak ibadet; bi­zi yaratan ve çevremizi bin bir türlü nimetlerle donatan Yüce Rabb’imize karşı saygıda bulunmak, onun emir ve yasaklarına uymak, yapmakla yükümlü olduğumuz kulluk görevini yerine getirmektir.
İnsanın görevi, varlığını borçlu olduğu yaratıcısının emir ve yasak­larına göre hareket etmek, iş ve davranışlarında onun hoşnutluğunu gözetmektir. Allah’ın nelerden razı olup nelerden razı olmadığını öğ­renmek ise kulluk görevinin yerine getirilmesinde önemli bir rol oy­nar.
ibadet sadece namaz, oruç gibi şeylerle sınırlı değildir. Bu ibadet­lerle beraber, Allah’ın rızasına uygun çalışıp, helal yoldan kazanç te­min etmek, ılım öğrenmek ve öğretmek, insanların yararına işler yap­mak, hepsi birer ibadettir.
Allah’ın bize sa­yısız iyilikleri ve ni­metleri vardır Bizi yoktan yaratıp, bize hayat veren, bütün evreni hizmetimize sunan, bize akıl ve­rerek üstün bir var­lık yapan Allah’tır. Akıl gücünü kulla­narak niçin ona iba­det etmemiz gerek­tiğini anlamak zor değildir. Örneğin; bize verilen küçük bir hediye, yapılan bir iyilik karsısında teşekkür etmeği İhmal etmeyiz. O halde bizi yaralan, çevremizi güzelliklerle süsleyen, sayısız nimetler ve güzel duygular veren Yüce Allah’a kullukta kusur etmemeliyiz.
UNİTE 2 – 2. KONU İbadet Çeşitleri

1-Bedenle yapılan ibadetler : Namaz, oruç gibi.
2-Malla yapılan ibadetler : Zekat gibi.
3-Hem beden hem malla yapılan ibadetler : Hac gibi.

İslamın şartları :
1-Namaz kılmak.
2-Oruç tutmak.
3-Zekat vermek.
4-Hacca gitmek.
5-Kelime-i Şehadet getirmek.

-Yapılışına göre ibadet çeşitleri
1-Farz ibadetler:
*Namaz (Beş vakit namazın farzları) ve kazaları,
*Oruç (ramazan orucu ) ve kazası
*Zekat
*Hacc

2-Vacip ibadetler:
*Bayram namazları,
*Vitr namazı,
*Kurban kesmek

3-Sünnet ibadetler:
*Namazlardaki sünnetler
*Üçaylarda , mübarek geçelerde, sevap kazanmak amacıyla tutulan oruçlar,
*Sadakalar,Fitreler,
*Ümre haccı

4-Nafile ibadetler:
*Her türlü ,vakit ,kaza namazları dışındaki ibadetler.(Teeccüd namazı, istiare namazı ,tevbe namazı,
*Her türlü sadaka
*Diğer insanlara karşı yapılan iyi davranışlar,

– Niçin ibadet ediyoruz?
Biz insanları yaratan yüce Allahtır.Allah bizlerin yaptığı hiçbirşeye muhtaç değildir.Ancak biz müslümanlar Allaha olan sevgi ve saygımızdan, kulluğumuzdan dolayı şükür ifadesi olarak ibadet ederiz.Allah Teala Kur’anda ” Ben insanları ve cinleri yanlızca bana kulluk etsinler diye yarattım.”buyurur.Allaha yakınlığımız O’na karşı yaptığımız ibadetlerle ölçülür.İnsan Şeytanın şerrinden Allaha sığınmak ve verdiği nimetlere şükür etmek zorundadır. Bu sebeple Allaha ibadet eder yasaklarından kaçınırız.

-İbadetlerin bizlere kazandırdığı iyi alışkanlıklar nelerdir?
1-Allahın rızasını kazandırır.
2-Günlük hayatımızı düzene koyar.
3-Temizlik alışkanlığı kazandırır.
4-Ahlakımızı ve davranışlarımızı düzenler,
5-Başkalarına karşı sorumluluklarımızı yerine getirmemizi sağlar.
6-Toplumda kargaşa ve anarşiyi önler.

Namazın faydaları :
Namaz; Hayasızlıktan ve kötülükten alı koyar, imanımızı kuvvetlendirir, gönül rahatlığı, sorumluluk duygusu ve temizlik alışkanlığı kazandırır.

Orucun faydaları :
Ruhu terbiye eder, iradeyi güçlendirir, insanın nefsine hakim olma yeteneğini kazandırır, ruhi olgunluğa ulaştırır. İnsanlar arasında yardımlaşma ve kaynaşmayı sağlar.

Zekatın faydaları :
İnsanın mala olan düşkünlüğünü giderir. Onu malın esiri olmaktan kurtarır. Kanaatkar ve mutlu olmasını sağlar. Zekat sayesinde zenginle yoksul arasındaki büyük farklılıklar kapanır. İnsanlar birbirleriyle kaynaşır. İnsandaki kin ve kıskançlık duyguları, sevgi, saygı ve dostluk duygularına dönüşür.

Haccın faydaları :
Hac ibadeti, insanın kötülüklerden uzaklaşmasını ve iyiliğe yönelmesini sağlar. İnsanlar arasındaki eşitlik , birlik ve dayanışmanın işaretidir. Ayrıca İslam ülkeleri arasında birlik ve beraberlik duygusunu geliştirir.

UNİTE 3 HZ. Muhammedin Hayatı
UNİTE 3 – 1. KONU HZ. MUHAMMED (S.A.)’İN DOĞDUĞU ÇEVRE

– Arabistan Yarımadasında bulunan Mekke şehrinde dünyaya gelmiştir.

– Arabistan Yarımadası kabilelerden oluşur , merkezi yönetim yoktu.

– Yerleşik hayat ve göçebe hayat vardı ,Yerleşik hayat yaşayanlar şehirde yaşarlar ve ticaretle uğraşırlardı. Göçebe hayatı yaşayanlar çöllerde yaşar , tarım ve hayvancılıkla uğraşırlardı. Onlara bedevi denirdi.

– Mekke ‘ de dinler

1- Putperetslik :Her kabilenin putu olduğu gibi, Lat, Menat, Uzza gibi meşhur putları vardı. Kâbe’de üç yüz altmış put vardı ve bunların en büyüğü Hubel’di. Bu putların Allah ile aralarında aracı olduğuna inanırlardı.

2- Yahudilik, Hristiyanlık ve ateşe tapan Mecusilerde vardı.

3- Haniflik :Bir Allah’a inanan Hz. İbrahim’in öğrettiği dine inanan peygamberimizin de içinde olduğu çok az sayıda insanda vardı.

– Haram Aylar : Ticaret ve Hac için gelinen Kutsal Kabe’de, insanların güven içinde olmaları için bozgunculuk ve kan dökmenin yasaklandığı aylara denir.

– Cahiliye Dönemi : İnsanlar, atalarının geleneklerini körü körüne taklit ederlerdi. Kan davaları yüzünden kabileler arasında sürekli savaşlar yaşanıyordu. İçki, kumar gibi kötü alışkanlıklar ve haksızlık artmıştı. Toplumda güçlü olanlar zayıfl arı ezerdi. Kölelerin, fakir ve kimsesizlerin hiçbir değeri yoktu. Kadınlara ve kız çocuklarına değer vermezlerdi. Bu özellikleri sebebiyle o döneme “Cahiliye Dönemi” adı verilmiştir.

UNİTE 3 – 2. KONU DOĞUMU, ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ

– Hz. Peygamber 20 Nisan (12 Rebiyülevvel) 571 tarihinde Mekke’de dünyaya geldi.

– Babası Abdullah daha doğmadan önce vefat etti. ‘’Muhammed’’ ismini peygamberimize dedesi Abdulmuttalib verdi.

– Peygamberimiz çölün serin havasında büyümesi için, Taif yakınlarında bulunan Sütannesi Halime’nin yanında 4 yaşına kadar kaldı. Hz. Peygamberin Abdullah, Üneyse ve Şeyma adlarında sütkardeşleri vardır.

– Hz. Muhammed (s.a.), altı yaşına kadar annesiyle birlikte yaşadı. Annesi ile birlikte babasının Kabrini ziyaret için gittiği Medine’den dönerken Annesi Amine Ebva denilen yerde vefat etti. Dadısı Ümmü Eymen peygamberimizi götürüp dedesi Abdulmuttalibe teslim etti.

– Sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmüttalip’in yanında kalan Hz. Peygamberin bakımını dadısı Ümmü Eymen yaptı.

– Dedesi Abdulmuttalip’in vefatından sonra Hz. Muhammed (s.a.)’in bakımını amcası Ebu Talip üstlenmiştir. Amcasının hanımı olan Fatma da Hz. Peygambere öz annesi gibi davranmıştır. Peygamberimiz daha sonra amcasının oğlu Hz. Ali’yi yanına alarak onu aynı amcasının kendisini yetiştirdiği gibi yetiştirmiştir.

– Hz. Hatice ile evlenmesi : Mekke’nin zengin ve soylu iş kadınlarından biri olan Hz. Hatice , Hz. Muhammed (s.a.)’in

dürüstlüğünden ve ticaretteki başarısından etkilenmiş ve ona evlilik teklifinde bulunmuştur. Bu evlilikten Kasım, Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm, Fatıma ve Abdullah olmak üzere altı çocuğu dünyaya gelmiştir. Bunlardan Fatıma dışındakiler Hz. Peygamberin sağlığında vefat etmişlerdir. Hz. Fatıma ise Hz. Muhammed (s.a.)’in vefatından altı ay sonra vefat etmiştir.

– Kâbe Hakemliği : Otuzlu yaşlara geldiğinde ,Hacerü’l-Esved’in Kâbe duvarındaki yerine konulması meselesinde kabileler arasındaki çatışmayı verdiği kararla bitirmiştir.

UNİTE 3 – 3. KONU PEYGAMBER OLUŞU VE MEKKE DÖNEMİ

– 610 yılının Ramazan ayının 27. gecesinde Hira Mağarası’nda vahiy meleği Cebrail kendisine ilk vahyi getirdi.

– İlk gelen ayetler Alak suresinin ’’Oku’’ emriyle başlayan ilk beş ayetiydi.

– Gördükleri karşısında heyecanlanan Peygamberimiz gördüklerini ilk olarak eşi Hz. Hatice’ye anlattı.

– Hz.Hatice bu durumu öğrenmek için ,Tevrat ve İncil’den haberdar olan bilge bir insan olan akrabası Varaka b. Nevfel’e sordu. Varaka ,Hz. Muhammed (s.a.)’in başından geçenleri dinleyince ona gelenin vahiy meleği olduğunu, eğer hayatta kalacak olursa İslam’a daveti sırasında onun yanında olacağını bildirdi.

– Aradan zaman geçmesine rağmen tekrar vahiy meleği Cebrail gelmedi. Bu süreye Fetretü’l-Vahiy denir.

– İslam’a davet görevi verilmesi : Hira Mağarasından dönerken Cebrail meleği ikinci defa gözüktü. Bu ayetlerle birlikte Hz. Muhammed (s.a.)’e İslam’a davet görevi verilmiştir. “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve insanları uyar. Rabbini her şeyden üstün tut, elbiseni temizle. Kötü şeylerden uzaklaş.” (Müddessir suresi, 1. 5. ayetler.)

– İlk Müslümanlar : Hz. Hatice , Hz. Ali , Zeyd b. Harise , Hz. Ebu Bekir ve daha sonrada Hz. Osman, Zübeyr b. Avam, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebu Vakkas ve Talha b. Ubeydullah, Hz. Ebu Bekir’in daveti üzerine Müslüman olmuşlardır.

– Müşriklerin tepkileri : a)Alay ve kınama b) İşkence c) Boykot şeklindeydi. Ammar b. Yasir, annesi Sümeyye, babası Yasir işkenceyle öldürülen ilk şehitlerdir. Ukbe , Hz. Peygamber secdede iken bir deve işkembesi getirerek Sevgili Peygamberimizin iki omzunun üzerine koymuştu. Yine Ukbe başka bir defa atkısıyla Hz. Peygamberi boğmaya çalışmış, onu bu durumdan Hz. Ebu Bekir kurtarmıştı. Hz. Peygamberin amcası Ebu Lehep ise Hz. Peygamberin kapısının önüne pislik koyardı. Yengesi Ümmü Cemil de topladığı dikenleri Hz. Peygamberin geçeceği yerlere atardı. Bunun üzerine Tebbet suresi inmiştir.

– Boykot için müşriklerin yaptığı anlaşmaya göre ise , Müslümanlar ve onlara arka çıkanlarla kız alınıp verilmeyecek, alışveriş yapılmayacak, oturup kalkılmayacak, selam dahi verilmeyecekti.Üç yıl sonunda anlaşma kaldırıldı.

– İslam’a açıktan davetin başlaması : Üç yıl gizli davetten sonra açıktan davet emri , Hz. Peygambere “Sana emredileni açıkça söyle! Müşriklerden de yüz çevir!” ayetinin gelmesi üzerine başlamıştır.

– Hüzün Yılı : Çocukluğundan itibaren kendisi koruyup kollayan amcası Ebu Talip ve evliliği boyunca desteğini ondan hiç esirgemeyen eşi Hz. Hatice aynı yıl içerisinde vefat ettiler. Bu nedenle peygamberliğin onuncu yılına denk gelen bu yıla Müslümanlar Hz. Peygamberin çok üzülmesi sebebiyle “Hüzün Yılı” adını verdiler.

– Hicret : 615- Müşriklerin ağır baskıları üzerine Hz. Osman liderliğinde (4 kadın, 11 erkek) on beş Müslüman Habeşistan’a hicret etti. 617- Cafer b. Ebu Talip liderliğindeki (18 kadın, 82 erkek) yüz Müslüman ikinci defa Habeşistan’a hicret etti.

– 620- Hz. Muhammed (s.a.) İslama davet için Taif’e gitti. Ağır hakaretlere uğrayarak Mut’im bin Adiy himayesinde Mekke’ye döndü.

– Medine’ye Hicret (622) : Hz. Peygamber ve Medineliler 1. Ve 2. Akabe biatlarını yaparak Hz. Peygamberi kendi şehirlerine davet etmişler ve onu canları pahasına koruyacaklarına dair söz vermişlerdir. Mekke’den Medine ‘ye göç eden Mekkeli Müslümanlara Muhacir ,Medine’ye göç edelere yardım eden Medineli Müslümanlara da Ensar denilir. Hz. Peygamber ise arkadaşı Hz. Ebu Bekir ile birlikte Mekkelilerin kendilerini takip etmelerini engellemek için farklı bir yol takip ederek Medine’ye hicret etmiştir. Yolda Hz. Peygamber Kuba Mescidi’ni yaptırdı. Ranuna vadisinde ilk cuma namazını kıldırdı ve ilk hutbeyi okudu.

UNİTE 3 – 4. KONU MEDİNE DÖNEMİ VE VEFATI

– Hz. Peygamber Medine’ye ulaştı ve Ebu Eyyub el- Ensari’nin evine yerleşti.

– İlk olarak Peygamberimiz ve sahabeler müminlerin ibadet edebileceği Mescid –i Nebiyi (Peygamber Mescidi) yaptı.

– Eğitim faaliyetleri : Peygamberimiz, mescidin yanına kimsesiz, ilim öğrenen ve öğreten müminlerin kalabileceği Suffa denilen odalar yaptırdı. Burada yetişen sahabiler öğretici olarak bir çok yere gönderilirdi.

– İlk Ezan : Müslümanlara namaz vakitlerini bildirmek için , görülen bir rüya üzerine bugünkü şekliyle kabul edilen ezan Bilal-i Habeşi’nin gür sesiyle okunmaya başlandı.

– Muhacir Ensar kardeşliği : Mekke’de her şeylerini geride bırakarak gelen Muhacirle , onlara yardım eden Ensar Hz. Peygamber tarafından bire bir kardeş yapıldı.

– Medine Sözleşmesi : Hz. Peygamber Medine’de yaşayan Yahudilere yapılan sözleşmeyle hayatlarını ve inançlarını özgürce yaşayacaklarına dair güvence verdi. Yahudilerin kabileleri Benu Kaynuka, Benu Nadir ve Benu Kureyzaydı.

– Gazve ve Seriyye : Hz. Peygamberin katılmış olduğu bütün askeri seferlere gazve, onun bizzat katılmadığı bir sahabinin komutasında gönderdiği askeri birliklere ise seriyye adı verilir.

– 624- Bedir Savaşı : Ticaret kervanlarını ele geçirmek için 305 Müslümanın, 1000 kişiden oluşan müşrik ordusuyla yaptığı savaş sonunda müşriklerden yetmiş kişi öldürüldü. Bir o kadar da asker esir alındı. Müslümanlar ise toplam on dört şehit verdiler. Elde edilen esirlerden okuma yazma bilenler, on Müslümana okuma yazma öğretme karşılığında serbest bırakıldı.

– 625-Uhud Savaşı :Bedirin yenilgisinin öcünü almak isteyen 3000 kişilik müşrik ordusuyla 700 kişilik Müslüman ordunun yaptığı savaşta, Hz. Peygamberin savaşın sonucu ne olursa olsun kendisinden habersiz yerlerini terk etmemelerini emrettiği Ayneyn tepesindeki 50 okçunun yerlerini terk etmesi sebebiyle ilk başta dağılan müşriklerin tekrar saldırmalarına sebep olmuştur. Hz. Peygamberin bu savaş sırasında dişi kırılmış, miğferinin halkaları darbe sonucunda yanağına batmış, alt dudağı yarılmıştı Ayrıca Peygamberimizin amcası Hz. Hamza şehit edilmişti. Müşriklerden yirmi iki kişi ölürken, Müslümanlardan yetmiş kişi şehit düştü.

– 627- Hendek (Ahzâb) Savaşı : Ebu Süfyan kumandasında on bin kişilik bir ordu hazırlayan müşriklere karşılık Medine’de savunma yapan 3000 kişilik Müslümanlar Sahabilerden Selman-ı Farisinin fikriyle Medine’nin etrafına hendek kazdı. Müşrikler hendeği geçemedikleri için karşılıklı ok ve taş atmalarla kuşatma yirmi güne yakın sürdü. Savaşın sonunda müminlerden beş kişi şehit düştü. Müşriklerden ise dört kişi öldü. Hendek Savaşı’ndan sonra Mekkeliler bir daha Medine üzerine gelememişlerdir.

– 630- Mekke’nin Fethi : Mekkeliler Huzaa kabilesine baskın yapıp yirmi üç kişinin öldürülmesiyle 628 yılında yapılan Hudeybiye Antlaşmasını bozmuş oldular . Bunun üzerinde Huzaalılar Hz. Peygamberden yardım istedi. Hz.Peygamber Mekke’yi on bin kişilik büyük bir orduyla evine kapanan veya Kâbe’ye sığınan hiç kimseye dokunmayarak savaşsız bir şekilde fethetti.

– 632- Veda Hutbesi : Hz. Peygamber hac sırasında Arafat’ta yüz yirmi bin kişilik kitleye bir konuşma yaptı. Daha sonra bu konuşmasına Veda Hutbesi denilmiştir.

– 632- 63 yaşında Hz. Peygamber’in Vefatı (13 Rebiyülevvel/8 Haziran Pazartesi) : Hz. Peygamberimizin kabri Mescid-i Nebi’nin yanı başına defnedilmiştir. Kabrine güzel kokulu bahçe anlamında Ravza-i Mutahhara denir.

UNİTE 4 KUR’AN VE ANA KONULARI
UNİTE 4 – 1. KONU KURAN İSLAM DİNİNİN TEMEL KAYNAĞIDIR

Kuran; sözlükte okumak, toplamak, bir araya getirmek gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise Hz. Peygambere vahiy yoluyla indirilmiş, Fâtiha Suresi ile başlayıp Nâs Suresi ile biten son ilâhî kitaptır.
Bu kitap’ta Allah, öğütlerini, emir ve yasaklarını peygamberi vasıtasıyla bizlere iletmiştir.
Kur’an-ı kerim İslâm dininin temel kaynağıdır. Bir konuyla ilgili olarak İslam dini açısından hüküm verilirken Kur’an başvurulacak olan ilk kaynaktır. Kur’an insanlara en doğru yolu gösteren ilâhî bir rehberdir. Kur’an’da Allah ile insan, insan ile insan ve insan ile evren arasındaki ilişkileri düzenleyen ilkeler yer alır. Kur’an iyilik yapanlar için müjdeleyici ve kötülük yapanlar için ise uyarıcıdır. Kuran’da bu durum şöyle açıklanır: “Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir; iyi davranışta bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükafat olduğunu müjdeler.”
Kur’an’ın getirmiş olduğu esaslar, insanları hem dünyada ve hem de ahirette mutluluğa ulaştırmayı hedefler.Bu konu da Kur’an da şöyle buyurulur: “Ey insanlar! Size Rabbiniz’den bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için hidayet ve rahmet gelmiştir.”
Kur’an’ın hükümleri evrenseldir. Her zaman ve her yerde geçerlidir. Onun hükmü kıyamete kadar sürecektir.Kur’an’ın içeriğini ve özelliklerini belirleyen Yüce Allahtır. Bunun içindir ki Kur’an her devirde insanlığın ihtiyaçlarına cevap verecek ve insanlığı yüceltecek durumdadır.İnsanı yaratan Allahtır. Bunun içindir ki insanın ihtiyacının neler olduğunu da en iyi Allah bilir.

UNİTE 4 – 2. KONU KUR’AN-I KERİM’İN TARİHİ

Kur’an ilk defa 610 yılı Ramazan ayında Hira mağarasında gelmeye başlamıştır.İlk gelen ayetler Alak Suresinin ilk beş ayetidir. Bundan sonra yaklaşık 23 yıl içersinde Kur’an bölüm bölüm gelmiştir.
Kur’an’ın bölüm bölüm indirilmesi onun anlaşılmasını ve uygulanmasını kolaylaştırmıştır. Bu durum eğitimin tedricilik ilkesine yöneliktir.Kur’an ayetleri indirilirken hem ezberleniyor ve hem de yazılıyordu. Sahabe inen ayetleri öğrenmek ve ezberlemek için büyük gayret gösteriyordu. Ayrıca namazda da Kur’an’dan belli bölümler okunması gerekiyordu.
Peygamberimiz inen her ayeti “vahiy kâtipleri” olarak bilinen kişilere yazdırmış ve kontrol etmiştir. Kur’an ayetleri başta kağıtlar olmak üzere, deri, beyaz yassı taş gibi çeşitli yazı malzemelerine yazılmıştır.
Cebrail, her yıl ramazan ayında o zamana kadar inen ayetleri peygamberimize okur, daha sonra da Peygamberimiz Cebrail’e okurdu. Bu uygulama Peygamberimizin vefatından önceki Ramazan ayında iki kez yapılmıştır.Bu şekilde Cebrail sure ve ayetlerin Kur’an’daki sıralarını Peygamberimize bildiriyordu.
Peygamberimizin sağlığında Kur’an yazıya aktarılmakla beraber kitap haline getirilmemişti. Çünkü vahiy devam ediyordu ve ayet ve surelerin yerleri indirildikten sonra belli oluyordu. Peygamberimiz’in sağlığında böyle bir şeye zaten ihtiyaç duyulmamıştı. Fakat Peygamberimizin vefatından sonra vahiy metinlerinin bir kitapta toplanması zarureti ortaya çıktı. Hz. Ebu Bekir’in halifeliği sırasında Yemame savaşında çok sayıda hafızın şehit olması bazı Müslümanları endişelendirmiş ve Hz. Ebu Bekir döneminde Kur’an metinleri bir kitapta toplanmıştır. Bu işi Zeyd bin Sabitin başkanlığında vahiy katiplerinden oluşan bir komisyon üstlendi. Kur’an’ın kitap haline getirilmiş haline Mushaf denildi.
Hz. Osman döneminde ise İslâm coğrafyası çok genişledi. Değişik yerlerde Kur’an’ın okunması konusunda lehçe farklılıkları ortaya çıktı. Hz Osman anlaşmazlıkların ortadan kalkması için bir komisyon oluşturdu.Bu komisyonun başkanlığını da Zeyd bin Sabit yapıyordu. Titiz bir çalışmanın sonunda Kur’an çoğaltıldı. Çoğaltılan Kur’an nüshaları Kûfe, Basra, Şam, Yemen, Bahreyn gibi çeşitli yerlere gönderildi. Bu nüshalardan biri de bugün İstanbul’da Topkapı Sarayı Müzesinde bulunmaktadır.
Hz. Osman’ın çoğalttırdığı Kur’an nüshalarında hareke ve nokta yok idi. Araplar için bu sorun değildi. Çünkü onlar harekesiz ve noktasız da Kur’an’ı anlıyorlardı. Fakat Arap olmayan milletler Müslüman olunca onlar Kur’an’ı harekesiz ve noktasız okuyamıyorlardı. Bunun üzerine Emeviler döneminde büyük dil bilgini Ebu’l-Esved tarafından Kur’an harekelenmiştir.

UNİTE 4 – 3. KONU KUR’AN İLE İLGİLİ BAZI KAVRAMLAR

3.1. Kur’an’ın İç Düzeni ile ilgili kavramlar (Ayet, Sure, Cüz, Mushaf)
Ayet: Sözlükte , işaret, delil, mucize, ibret gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise Kur’an’ın surelerini oluşturan cümle ya da cümle gruplarına ayet denir. Ayetler çok nadir kelime ve harf olarak da görülürler. Hatta bir sayfadan oluşan ayetler de vardır. Kur’an’da 6666 ayet vardır. Ayetlerin sıralaması vahiy yoluyla bildirildiği kabul edilmektedir. Kur’an’ın ilk inen ayetleri Alak suresinin ilk beş ayetidir.
Sure: Sözlükte yüksek rütbe, mevki, şeref, binanın kısmı veya katları manasına gelir. Terim olarak ise Kur’an’ın değişik sayıda ayetlerden oluşan bölümlerine sure denir.Kur’an’da 114 sure vardır. Tevbe suresi hariç diğer sureler Besmele ile başlar. Kur’an’ın en kısa suresi 3 ayetten oluşan Kevser suresi; en uzun suresi de 286 ayetten oluşan Bakara Suresidir.Kur’an’ın ilk suresi Fâtiha ve son suresi ise Nâs suresidir. Kur’an’ın son 10 suresi kısa olduğundan namazda okunur. Bundan dolayı bu surelere namaz sureleri denilir.Mekke döneminde gelen ayet ve surelere Mekkî Sure yada Mekkî ayet denilir. Mekkî sureler daha çok inanç konularından bahseder. Hicretten sonra Medine’de gelenlere ise Medenî sure yada Medeni ayet denir. Medeni sureler daha çok ibadet, toplumsal ilişkiler gibi konulardan bahseder.
Cüz: Kur’an’ın her bir 20 sayfalık bölümüne cüz denir. Kur’an’da toplam 30 cüz vardır.
Mushaf: Peygamber Efendimiz döneminde dağınık halde bulunan Kur’an metinlerinin onun vefatından sonra iki kapak arasına toplanmış ve sayfalandırılmış anlamına getirilmiş haline Mushaf denir.

5.2. Kur’an’ın Okunması ile ilgili kavramlar(Tecvid, Mukabele, Hatim, Hafızlık)
Tecvid: güzelleştirmek, daha iyi bir hale getirmek anlamına gelir. Terim olarak ise Kur’an’ı güzel biçimde okumak için uyulması gereken kuralları içeren bir ilim dalıdır. Kur’an’ın güzel okunması Müslümanların geleneklerin de önemli bir yer tutar. Peygamberimiz: “Kur’an’ı seslerinizle güzelleştiriniz.” buyurmaktadır.
Mukabele: Kur’an’ın karşılıklı okunup takip edilmesidir. Kur’an’ın vahyedilmeye başlamasından sonraki her Ramazan ayında Peygamberimiz ve Cebrail o zamana kadar inen ayetleri karşılıklı olarak birbirlerine okuyorlardı. Bu durum 23 yıl sürmüştü. İşte Müslümanlar arasında yaygın olan ramazanda mukabele okuma geleneği, bir bakıma Peygamberimiz ile Cebrail arasındaki karşılıklı okuma örnek alınarak uygulanmıştır.
Hatim: Bir şeyi sona erdirmek anlamına gelmekte olup Kur’an’ı baştan sonuna kadar usulüne uygun okumaya hatim denmektedir.
Hafızlık: Kur’an’ın baştan sonuna kadar ezberlenmesine hafızlık, Kur’an’ı ezberleyen kişiye de hâfız denir. Peygamberimiz Kur’an öğrenimini tavsiye etmiş ve bu konu da “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” buyurmuştur.

5.3 Kur’an’ın anlaşılmasına Yönelik Kavramlar (Meâl, Tefsir)
Meal: Meâl bir şeyin amacı ve varacağı yer olup terim olarak Kur’an ayetlerinin anlamını aslıyla aynı değil, fakat aslına yakın olarak ifade etmektir. Kur’an-ı Kerim’in aslıyla aynısını başka bir dile bütün dilsel özellikleriyle çevirmeye tercüme denir ki, Kur’an’ın tercümesi mümkün değildir. Bu yüzden Kur’an tercümesi çalışmalarına meâl denir.
Tefsir: Bir manayı açığa çıkarma, bir şeyi yorumlamak demek olup terim olarak ise; Kur’an’ın sahasında uzman kişilerce (Müfessir) açıklanması ve yorumlanmasıdır. Bu yorumlama işi ilâhi vahyin insan tarafından anlaşılması için kaçınılmaz bir sonuçtur. Hayat devam ettiği sürece de yorumlama işi devam edecektir. Çünkü Kur’an insanın ulaşabileceği en ileri boyutlardan haber vermekte ve kıyamete kadar insanlığın ihtiyacını karşılayacak bir kitaptır. Tefsir işiyle ilgilenen uzmanlara ise Müfessir denir.

UNİTE 4 – 4. KONU KURAN-I KERİM’İN BELLİ BAŞLI KONULARI

4.1.İnanç
İnanç esasları ile ilgili ayetler Kur’an’da önemli bir yer tutmaktadır.Çünkü iman dinin temelini oluşturmaktadır.İnan esasları 6 ana başlıkta toplanabilir. Bunlar: 1. Allah’a inanmak , 2. meleklere inanmak, 3. Peygamberlere inanmak, 4.Kitaplara inanmak, 5. Kaza ve Kadere inanmak 6. Ahirete inanmaktır.
İman’ı tarif edecek olursak Hz. Muhammed’in Allah’tan getirdiği her şeyi gönülden kabullenmek ve tasdik etmek olarak tarif edebiliriz. Dolayısı ile iman dediğimiz zaman Allah ve Peygamber kavramları karşımıza çıkar. Bu ise bakıma Kelime-i Şehadette belirtilmiştir. Kelime-i Şehâdet ise “Eşhedü en lâilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlüh” (Anlamı:Ben şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve ben şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.) diye ifade edilir.
4.2. İbadet
İbadet Allah’a yaklaşmak ve onun rızasını kazanmak için yapılan şeylerdir. Yüce Allah ile kullar arasındaki ilişki ibadetler ile kurulur. Başlıca ibadetler ise namaz, oruç, hac ve zekat olarak ifade edilebilir.
4.3. Ahlâk
Ahlâk, insanın inanç ve ibadet yoluyla, Allah ile kurduğu ilişkinin her türlü tutum ve davranışına yansımasıdır. Ahlâkın diğer bir boyutu da Allah’a olan bağlılığının samimiyet derecesini gösterir. Allah’a inanan ve ibadet eden bir müslümanın davranışları da bu yönde şekillenir.Müslüman, bu anlamda yardımsever, sorumluluk sahibi, kötülüklerden sakınan, insanlarla ilişkilerinde adaleti gözeten, kin, nefret, düşmanlık gibi kötü duygu ve düşüncelerden uzak duran kimsedir. Dinimiz ahlâka büyük önem vermiştir. Kur’an Peygamberimizin bizim için bir ahlak örneği olduğunu şöyle bildirmiştir. “Andolsun ki, Rasûlullâh, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir. Peygamberimiz de “İslâm güzel ahlaktır.” diyerek ahlâkın dindeki önemine dikkat çekmiştir.

UNİTE 4 – 5. KONU KÜLTÜRÜMÜZDE KUR’AN’IN YERİ VE ÖNEMİ

Kur’an’ın kültürümüz içersinde önemli bir yeri vardır. Kur’an bireysel ve toplumsal hayatımızda önemli bir yer tutar. Kültürümüzün önemli öğelerinden dil, sanat ve edebiyatımızda Kur’an’ın getirdiği değerlere çokça rastlanır. Dilimize Kur’an’dan pek çok kavram yerleşmiştir. Allah, Rab, Mevlâ, tövbe, melek, hak, ibadet dua gibi kavramlar bunlardan sadece bazılarıdır.
Toplumda Kur’an’da geçen güzel adların çocuklara isim olarak verildiğini görürüz. Yasin, Tâhâ, Nur, Yunus, Yusuf, Lokman, İbrahim, Meryem bunlara örnektir.Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş Veli gibi edebiyatçılarımız eserlerinde Kur’an’da yer alan motiflere çokça yer vermişlerdir.
“Canım bende oldukça Kur’an’ın kuluyum,
Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım,
Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse,
O nakledenden de bezmişim ben, bu sözlerden de bezmişim.” dizelerinde Mevlana Kur’an’ı ne kadar önemsediğini göstermiştir.
Örf ve adetlerimizde de Kur’an’ın etkisini görürüz. Hastalara, yoksullara, yetimlere, yolda kalmışlara yardım etmek, büyüklere saygı, küçüklere sevgi, ana-babaya hürmet Kur’an’ın öğütlerindendir.
Cami, ev, iş yeri gibi pek çok mekanda Kur’an’ın çeşitli ayetleri duvarları süslemektedir.
Kur’an’ın çeşitli makamlarda okunması da kültürümüzde önemli bir yer tutar. Düğün, cenaze, mevlit ve sünnet gibi törenlerimizde güzel sesli kimseler tarafından Kur’an okunur.

Güncelleme: 26 Kasım 2016 — 15:33

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test Çöz | Online Test Çöz | İnteraktif Testler | 2017 testicoz.org | Hakkımızda | İletişim | Kolay Menü | Site Haritası | Gizlilik Politikası | Yasal Uyarı | RSS